OHAL'de 10 Milletvekili Nerede?
Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) yeni yasama yılına başladı.
Demokrasiyle yönetilen ülkelerde, "parlamento düzeni", "çok partililik", bir de "seçim" vardır. Bu üç şeyin anlaşılması acaba, demokrasinin özü olan çoğulculuk hedefine ulaşılmasını sağlıyor mu? Çoğulculuk, toplumda hiçbir düşüncenin ayrıcalığının olmamasıdır. Her düşüncenin özgürce açıklanıp, özgürce örgütleniyor olması ve her düşüncenin iktidara gelme hakkı olmasıdır. Hükümetler, meclisten çıkan yasaları uygular, yargı oradan çıkan yasalarla hüküm keser. AKP, CHP, HDP, MHP’nin milletvekilleri. Toplamları 545. 535 milletvekili ile yasama yılına başlandı. Birde katılmayan 10 milletvekili var. Katılmak isteseler de katılamazlardı. Katılamadılar, hapishanedeler...
HDP’den dokuz milletvekili, Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Çağlar Demirel, İdris Baluken, Selma Irmak, Gülser Yıldırım, Abdullah Zeydan, Ferhat Encü, Burcu Çelik. CHP’den Enis Berberoğlu.
Çağdaş demokrasilerde, halkı temsil etmek için seçilen vekillerin yeri parlamentodur. Vekillerin somut ve kanıtlanmış “vatana ihanet” suçu dışında tutuklanmaları kabul edilir değil. 12 Eylül hukukuna rahmet okutan uygulamalarla, tutuklu kalan milletvekillerinin siyasi katılım hakkından mahrum bırakılmakta.
Uruguay'da bir olağanüstü durumun varsayımında ile BM İnsan Hakları Komitesi Landinelli Silva Uruguay (Case No. 34/1978) davasında verdiği kararda, 1966 ve 1971 seçimlerinde belirli siyasi grupların üyeleri olarak aday olmuş tüm yurttaşların 15 yıllık bir dönem için her türlü siyasi haktan mahrum bırakılacaklarına dair Hükümet görüşünü kabul etmemiştir. Böyle bir önlemin siyasi görüşlerini barışçıl araçlarla ya da şiddet araçlarına başvurarak ya da bunu savunarak desteklemeye çalışmış olmasına göre, ayırım yapılmaksızın herkese uygulanmış olmaktadır. Bu yüzden Komite Uruguay hükümetinin "her türden karşı siyasi görüşün yasaklanmasının, iddia edilen olağanüstü durumla başa çıkmak ve yeniden siyasi özgürlüğe zemin hazırlamak için gerekli olduğunu göstermeye çalışmasını" makul bir neden saymamıştır*
Uruguay Hükümeti tarafından başvurucuların 15 yıllık bir dönem için her türlü siyasi faaliyete katılmasının yasaklamasını Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesinin 2. maddesine ve 25. maddesine aykırı görmüştür. MSHS'nin 2. maddesine göre, bu Sözleşmenin Tarafı olan her Devlet, ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal ya da diğer görüş, ulusal ya da sosyal köken, mülkiyet, doğum yahut başka statüler gibi herhangi bir türde farklılık gözetmeksizin, tanınan haklara saygı göstermeyi taahhüt eder*
Bu durumda, devletin görevi, insanlara Sözleşme ile tanının tüm hakları güvence altına almak. Gizli yapılan ve izleyici alınmayan duruşmada kararını açıklayan mahkeme, Berberoğlu'nun "Devletin gizli kalması gereken bilgilerini, siyasal ve askeri casusluk maksadıyla açıklamak" suçundan müebbet hapis cezasına çarptırılması, HDP’li vekillerin "terör örgütü üyesi olmak" gerekçesiyle tutuklanması sözleşme ile tanınan tüm haklardan "mahrum" edilmeleri için geçerli sayılabilecek bir "sınırlandırma" nedeni midir? Komitenin Landinelli Silva v. Uruguay kararına göre, İnsan Hakları Komitesi başvurucuların 15 yıllık bir dönem için her türlü siyasi faaliyete katılmalarını yasaklayan Uruguay Devletinin Sözleşmenin 25 inci maddesinden kaynaklanan hakları makul olmayan bir şekilde sınırlandırdığı görüşündedir.
Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesinin 25 inci maddesine göre; "Her vatandaş, farklılıklar gözetilmeksizin ve makul olmayan kayıtlamalara tabi tutulmaksızın;
A- Doğrudan ya da serbestçe/(özgürce) seçilmiş temsilcileri aracılığı ile kamusal işlerin yürütümüne katılmak.
B- Seçmenlerin istençlerinin serbestçe/(özgürce) ifade edilmesini güvence altına alarak; genel ve eşit oya dayanan ve gizli oy kullanılmak suretiyle periyodik olarak yapılan dürüst/(hakiki) seçimlerde oy kullanmak ve seçilmek.
C- Genel eşitlik koşulları altında, ülkesinin kamu hizmetlerine görmek, hakkına ve fırsatına /(olanağına) sahip olacaktır.
O halde, tutuklu bulunan tüm Milletvekilleri, Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesinin 2. ve 25. maddelerine göre derhal salıverilmelidir. Mahkemeler Sözleşmeye dayanarak karar verebilirler. Anayasanın 14. maddesindeki "genel sınırlandırma" ölçütleri MSHS'nin 2. ve 25. maddelerine aykırıdır. Mahkemeler, temel insan hak ve sözleşmelere dayanarak ve hiçbir baskı altında kalmadan sadece hukukun üstünlüğünü gözeterek karar vermeli.
*( BM ve Bölgesel Örgütlerin Terörle Mücadele Esnasında İnsan Haklarının Korunmasına İlişkin İçtihatlarının Özeti. Çeviri Araş. Görv İzzet Mert Ertan. Terör ve Düşman Ceza hukuku. Seçkin Yayınları. Ankara 20028. Sayfa 229-230).
* (Gemalmaz, M.Semih. Ulusalüstü İnsan Hakları Belgeleri II. Cilt Legal Yayınları. İstanbul 2010. Sayfa 98 ve diğerleri)