Bu Yazıyı Yazdır

"Bingöl duygusal olarak asla kopamayacağım bir şehir"
Kenan Nihat Elçi, bir fotoğraf sanatçısı. Kendisini bu sanata adamış. Ya da şöyle diyebiliriz: Kendisini Bingöl'e adamış. Doğduğu ve büyüdüğü bu kentin güzelliklerini, kent ve kır yaşamını kamerasıyla mütemadiyen kayıt altına alıyor. Ve bunu müthiş bir estetik beceriyle yapıyor. Kenan Nihat Elçi bütün iyi sanatçılar gibi elbette toplumsal sorunlardan da uzak durmuyor. Kenan Nihat Elçi ile geçen hafta Maltepe sahilindeki etkinlik alanında düzenlenen Bingöl tanıtım günleri sırasında buluştum ve kendisine sanatsal faaliyetlerini ve sivil toplum çalışmalarını sordum:       Kenan Nihat Elçi, siz Bingöl topraklarını kayıt altına alan bir fotoğraf sanatçısı ama aynı zamanda UNESCO'nun kaybolmakta olan diller arasında saydığı Zazaki'nin yaşatılması için kampanyalarda yer alan bir sivil toplumcusunuz. Biz sizi tanıyoruz ama yine de tanımayan okurlarımız için kendinizi tanıtır mısınız?    1973 yılında Bingöl'de doğdum. İlk, orta, lise eğitimimi Bingöl'de tamamladım. Liseyi tamamlamak ile birlikte Bingöl Birinci Noterliği'nde göreve başladım. Hâlâ başladığım Bingöl 1.Noterliğinde başkatiplik görevimi ifa ediyorum. Noterlikte devam ettiğim süreçte Anadolu Üniversitesi Kamu Yönetimi bölümünü bitirdim. Sonrasında fotoğrafa başlayan ilgimle birlikte Anadolu Üniversitesi'nin fotoğraf ve kameranlık bölümünü de bitirdim. 2013 yılında "Bingöl Fotoğraf ve Sinema Amatörleri kulübü derneği", kısa adı BİFSAK olan kendi derneğimizi kurduk. Evliyim, bir kızım ve bir oğlum var.   Fotoğraflarınız ile Bingöl'ün sosyal yaşamını kayıt altına alıyorsunuz. Kaybolan bir şeyler var mı oralarda?   İlla ki vardır. Yani kaybolmadan ziyade varlığını geç öğrendiğimiz çok sayıda tarihi yerler fark ettik. Bizim bunları geç fark etmemiz bile büyük bir kayıp. Bunlar fark edilmesine rağmen hâlâ üzerlerinde herhangi bir çalışma yapılmıyor. Unutulmaya yüz tutmuş tarihi yerler olduğunun farkındayız. Teknoloji ile birlikte hızla körelmeye giden kültürel yönlerimizin olduğunu görüyoruz. Kıyafetlerden tutun da kullandığımız kültürel araç ve gereçler bile değişmeye başladı. Ağırlıkla köyleri geziyoruz. Orada hızla kaybolan şeyler arasında gördüğümüz birde şu var artık köylüler artık kendi  ürettiklerinden ziyade şehirlerden besleniyor. Yoğurt ve yumurtalarını bile artık şehirlerden almaya başlamışlar.   Bunu neye bağlıyorsunuz?   Bunu  halkın şehir merkezleri ile bağlantılarının daha güçlü olmasına,rahat ve pratik yaşama meyl etmelerine bağlıyorum. Henüz organik ürünlerin yeterince kıymetinin bilincine varmadıklarını düşünüyorum. CollageMaker_20171014_130524170   Ama galiba biraz devletin politikası da hayvancılığı ve tarımı yok ediyor. Sadece orada değil genel olarak.   Mutlaka öyledir... Köylümüzün,üretenlerimiz tarım ve hayvancılıktan para kazanması için gerekli düzenlemelerin ve bilinçli ve modern bir şekilde yapmaları için desteklemelerin artırılması lazım. Hayvancılık ve tarım yapanlar karşılığını alamayınca  yaptıkları işin tatmini düşüyor ve üretim istekleri azalıyor. Hükümetlerin burada bunlar için düzenlemeler yapması  lazım. Bunların ürettiklerinin bir şekilde kazanç olarak geri dönmesi gerektiğine inanıyorum. Çünkü kazanç iyi bir motivasyon aracıdır.   Bingöl sizin için ne ifade ediyor. Nasıl bir şehir?   Bingöl duygusal olarak asla kopamayacağım bir şehir, her köşesinde derin anılar biriktirdim.  Atalarımın mezarlarının burada olması aitlik duygumu artırıyor. Yine Bingöl coğrafi olarak Karadeniz ile Güney Doğu Anadolu arasında kalan bir şehir. Bir taraftan Karadeniz'in yeşilini gösteriyor. Diğer yandan da Güney'in sıcak yanını bize gösteren bir şehir. Bingöl'de dört mevsimi dolu dolu yaşarsınız. Hatta hem kışından hem yazından nefret edercesine yaşarsınız. Kışını gördüğünüzde yazın gelmeyeceğine, yazını gördüğünüzde de buraya kışın gelmeyeceğine inanırsınız.   Bölgedeki çatışmalar ve yayla yasakları bölgeyi nasıl etkiliyor peki?    Bizler bundan üç beş yıl öncesine kadar  dağlarımızda  çadır kurmayı kamp yapmayı planlayan kişilerdik. Artık buna cesaret edemiyoruz. Öyle bir ortam yaratıldı ki herkesten korkar hale geldik. Bir güvenceniz yok, her an bir kör kurşuna denk gelebiliriz endişesi artmaya başladı. Biz bunları yaşıyorsak orada uzun zaman yaşayanların ne hissettiğini düşünemiyorum. Bir an önce daha demokratik daha özgür bir ortamın sağlanması gerektiğini düşünüyorum. Artık dağların her yönüyle bizlerin olmasını temenni ediyorum.   Fotoğrafta estetik ölçüleriniz nedir. Nelere önem verirsiniz?   Göze hoş gelen herşey bir estetik araçtır. Fotoğraftan ziyade dünyanın hemen hemen bütün sanat dallarında kompozisyon kuralları vardır. Bunları dikkate aldığınızda zaten estetiği yakalıyorsunuz. Hayatın her alanında - buna duygu ve düşünceler de dahil - estetik olması gerektiğini savunanlardanım. 20171013_114755_001 Yalnız insanları çekiyorsunuz. Kırda da doğanın ortasındaki yalnız çalışan insanı çekiyorsunuz. Ama şehir hayatını çektiğinizde de, mesela karlı bir kış gecesi evine yalnız giden bir adamı çektiğinizi gördüm. Yalnızlığın mı peşindesiniz?    Ben çalışmalarımda insan öğesini önemsiyorum. Hatta şöyle bir sloganım vardır. "Bir fotoğrafın içinde bir insan yoksa fotoğrafım benim için eksiktir, yarımdır" diyorum. İnsansız fotoğraf da çekiyorum ama yarımdır. Kadrajımın ilgi merkezinde insan olduğu zaman fotoğrafın bana verdiği haz daha fazla ve daha keyifli oluyor. Bunu geniş zamana yaydığınız zaman daha derin ve daha anlamlı  bir hal  alabiliyor. Geçmişteki insanların yüzlerindeki ifadeler, acılar ve  mimikler bile bize birçok bilgi veriyor. Yine insanların kıyafetleri de fotoğrafta yer aldığı zaman ileride karşımıza bir belge olarak çıkabiliyor. Bir de bunların aynısını yakalama çekme imkânınız yok gibi. Biraz da fotoğrafı değerli kılan şey budur.   Sivil toplum faaliyetleri yapan derneğinizden bahsettiniz söyleşiden önce. Bingöl Zazaca'nın en yoğun konuşulduğu şehir. UNESCO Zazaca'yı kaybolmakta olan diller arasında gösteriyor. Zazaca'yı korumak için ne yapabiliriz?   Bizler birey olarak da bunun sorumluluğunu taşımalıyız. Dernek olarak bu konuda çalışmalar yaptık ve yapmaya  devam edeceğiz. Bingöl dünyanın en büyük Zaza şehri. Buna bireylerden başlamak gerekiyor. Her bireyin cidden bunun sorumluluğunu taşıması lazım. Mesela ben babam kadar Zazaca bilmem. Çocuğum da benden daha az bilecektir. Bir an önce gerek şarkılarımız gerek kültürel değerlerimiz ile bu dili  çocuklarımıza kazandırmalıyız. Devlet de bu konuda rehberlik yapmalı. Dil bir ülkenin zenginliği ile alakalı bir durumdur.   Bingöl'de, Dersim'de falan üniversitelerde Zazaki kürsüleri  kuruldu. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu asimilasyona dönük bir şey mi, yoksa gerçekten dilin varlığını korumak için mi yapılıyor?   Bu konuda net bir bilgiye sahip değilim ama burada Zazaca üzerinden politik bir çalışmalar  yapıldığını kestirmek zor değil. Çalışma yapanların ne denli samimi olduklarını zaman gösterecektir.   Peki fotoğraflarınızda estetik ve kayıt dışında hedeflediğiniz bir şey var mı? Çevre sorunlarına dikkat çekmek ya da politik bir şey. Barışı savunmak mesela. Neleri hedefliyorsunuz?   Biz sadece fotoğraf çeken bir grup değiliz. Sosyal sorumluluk bilinci olan insanlarız. Ben bir insanım, öyleyse insanların tüm sorunlarından sorumluyum. Bir birey olarak bu sorumluluğu taşımam lazım. Dernek olarak bu minvalde farkındalık yaratmak adına kaldırım işgalleri,çöp sorunu, sokak hayvanları  ile âlakalı çalışmalar yaptık. Çalışmalarımız arasında çevre hep vardır ve bundan sonra da olacaktır.   Çatışmaların en yoğun yaşandığı bir bölgede sanat yapıyorsunuz. Barış umudu taşıyor musunuz?   Çocuklarımıza güzel bir gelecek bırakmak istiyorsak veya böyle bir niyetimiz varsa bunun tek yolu kalıcı bir barıştır. Bu da demokrasinin güçlenmesi ile alakalı bir durumdur. Bizim gibi Ortadoğu'da ve kıyısında yaşayan halklar  için insanlık adına en büyük buluşlardan birinin demokrasi olduğuna inanıyorum. Toplumda demokrasi ve eşitlik duyguları güçlenirse barış kendiliğinden filizlenecektir. Hükümet politikalarının daha özgürlükçü ve daha demokratikleşmesi lazım.  Hiçbir halkın  hiçbir gurubun veya kesimin başka kişiler grupların hayatı ile âlakalı hesaplar yapmaması lazım. Bir bütün halinde demokratikleşme ve eşitlik çizgisinde  yol alınması halinde  barış mümkündür.   Bingöl aslında ilginç bir şehir. 1982 anayasasını rekor seviyede bir oy oranı ile reddetmişti. Hâlâ onun izlerine rastlıyor musunuz? Nasıldır Bingöl'ün sosyal yapısı?   Bu  yıllarda 9  veya 10 yaşında olan bir çocuktum. Olayları hayal meyal hatırlarım. Politik ve siyasi düşünsel yönünü pek hatırlamıyorum. Bingöl kendi içinde hızla örgütlenen bir şehir. Yine din adamları hızlı şekilde çalışarak, "Hayır'da hayır var" sloganı üzerinde yoğunlaşarak 1982 referandumunda anayasaya karşı en yüksek oy veren il olmasını sağladı. Bingöl zekasının yüksek olduğuna inandığım bir şehir. Değişime ve gelişime açık bir şehir. Bingöl doğru ve evrensel olan her şeye meyl edecek bir yapıya sahip. 20171013_114842   Okuyucularımıza biraz daha Bingöl’den bahsedebilir misiniz? Mesela eksik hangi yanları ne kaldı? Nelere ihtiyaç var?   Şu durum beni rahatsız ediyor. Ortalama Bingöllü'ye İstanbul'un cadde ve sokaklarını sorun bilirler. Nereden nasıl ve nereye gidileceğini bilirler. Ama Bingöl'ü sorun bilmezler. Bingöllüler'in yüzde 70, 80'i Bingöl'ü , sadece fotoğraflardan görüyor. Bilmemelerini biraz kendilerine biraz da yöneticilerin basiretsizliğine bağlıyorum. Örneğin kuzey ilçelerimizin merkez ile bağlarının koparılmış olması buna küçük bir örnektir. Kuzey'de yaşayanlar bundan dolayı kendilerini Bingöl'e ait hissetmezler. Kuzey ilçeler ile merkez ilçeler arasında entegrasyonun şehri yönetenler tarafından sağlanması lazım. İnsanların buraya ait olduğunu hissetmeleri, şehrin bir bütün olduğunu hissetmeleri lazım. Bu minvalde yol alınırsa Bingöl daha derli toplu bir şehir olur. Bir de şöyle bir sıkıntıya daha dikkat çekmek istiyorum. Şehrimiz hem sürgün yeri hem de yeni göreve başlayanların staj yeri konumunda, doktoruyla, öğretmeniyle, hakimi, savcısıyla veya diğer memur ve idarecileriyle hep yeni başlayanların ilk çalışma merkezleri konumunda. Buraya  hükümetler tarafından daha yetkin kişilerin görevlendirilmesi konusunda  pozitif bir ayrımcılığa gidilmesi gerektiğini düşünüyorum.   Kuzey ilçeleri derken Kiğılı’dan, Yedisu'dan falan bahsediyorsunuz.   Evet Kiğı,Yedisu, Adaklı, Karlıova ve Yayladere'den bahsediyorum.   Mezhepsel farklılıklardan mı kaynaklanıyor bu kopuş?   Burada dini bilgi ve duyguların da ön planda olduğunu düşünüyorum. Dinin toplum üzerinde inanılmaz bir etkisi var. Din bıçak gibidir doktorun elinden hayat kurtarır, serserinin elinde insan öldürür. Hümanist bir şekilde  anlatıldığı zaman birleştirici olunabilir. Ama dini sadece cihat yönüyle ele alırsanız düşman aramaya başlarsınız. Bir Kığılı'nda kendini Bir Bingöllü gibi hissetmesi lazım, Bingöl'e ait hissetmiyor. Bunun sosyolojik sebeplerinin iyi araştırılması lazım. Bir de en az hizmet alan ilçelerimiz kuzey ilçeleri. Bu da ayrı bir sorun tabi...   Önümüzdeki süreçteki projeleriniz nelerdir?   Derneğimizin şu aralar binası bitmek üzere. Şimdiye kadar dernek olarak ağırlıklı  fotoğraf üzerinde devam ettik. Bundan sonra daha çok sinema ve belgesel çalışmalara önem vermek derdindeyiz. Biz burada şunun temellerini atmak istiyoruz. Şunu görüyor ve hissediyorum, derneğimizden birileri çıkacak ve en güzel sinema filmleri çekecektir.  Olmaması için hiçbir neden yok. Çünkü doğamız buna müsait. Ben en güzel sinema filmlerinin Bingöl'den çıkacağına inanan biriyim. Bingöl halkı fotoğraf ve sinemaya çok ilgili bir halk. Bingöl'ün herhangi bir yerinde bir fotoğraf çekmeye gittiğimizde hiçbir zorluk çekmiyoruz. Hatta bize destek oluyorlar. Misafir ediyorlar. Sinemada da bunu yapacaklarına inanıyorum. Sinema ve belgesel çalışmalarında en önemli şeylerden biri sinema yaptığınız yerdeki halkın etkisi ve tepkisidir. Bunun bizim motivasyonunuzu daha çok artıracağına inanıyorum.   Bingöl'de çok sayıda sanatçı var. Bunlardan bir beklentiniz var mıdır şehrin tanıtımı ya da sorunlarının çözümü için düzenlenecek etkinliklerde?   Sanatçıları bir yönüyle rahat ve özgür bırakmak lazım. Çünkü daha güzel ve daha etkili üretimler yapabilmeleri için bu gerekli. Bir yönüyle de sanatçılardan bazı beklentilere karşılık vermesi gibi küçük istekleri beklemek  de yerinde olur diye düşünüyorum.  Ancak toplum olarak sanatçılardan beklentilerimiz hep yüksek olmuştur. Bunun orantısını iyi kurmak lazım.  Sanatçılardan bir yönüyle topluma rehber olma, duyarlılık gösterme gibi bir düşünce geliştirilmiştir. Buna her sanatçı imkân ve şartları dahilinde katkı sağlayabilir ve sağlamalıdır. Toplumsal sorunlarda kendilerini katmaları her zaman etkili olmuştur. Sanatçılarımızın  memleket adına yetiştirebileceği, geliştirebileceği bireyler olabilir. Başarılı olduklarını gördükleri kişiyi destekleyebilirler. Bunun ucunu tuttuğumuz zaman gerisinin geleceğine inanıyorum.        

Bu Yazıyı Yazdır