Bu Yazıyı Yazdır

MÜFTÜLÜKLERE NİKAH YETKİSİ
Türkiye, 1926 Eylül'ünde büyük bir bekleyiş içinde. Sebebi, o yılın 17 Şubat'ında kabul edilen Medenî Kanun’un Ekim’de uygulanmaya başlanacak olması ve nikâhların artık belediyelerde kıyılması mecburiyetinin getirilmesiydi... Nikah salonları harıl harıl hazırlık içerisindeydi, yeni atanan nikah memurları işi nasıl yapacakları telaşı içindeydi ama evlenecek olanlarda acaba belediye nikahının dini bakımdan geçerli olup olmayacağının merağı içindeydiler. Bugün, 91 yıl sonra meclisten geçen müftülere verilen nikah kıyma yetkisinin kaygısı, tepkisi, tedirginliği içerisindeyiz. Hükümet, düzenlemeyi asıl olarak 'vatandaşların evlendirme işlemlerini kolaylaştırmak, daha kolay ve seri bir şekilde hizmet alımını sağlamak' gerekçesiyle savunuyor. Evlendirme yetkisi bulunan görevlilere il ve ilçe müftülerinin eklenmesi ile belediyelerin üzerinde bulunan fazla iş yükünü azaltmak ve bir yetki devrini söz konusu olduğu açıklanıyor. Cumhurbaşkanı ve partisi ülkenin içinde bulunduğu durumu gözden ırak tutarak gündemi "din eksenli" siyasetinin bir sonucu olarak duygusal söylemleri ile manipüle ediyor. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Erdoğan, "İsteseniz de istemeseniz de bu Meclis'ten geçecek. Senin memurlarının lafını o Anadolu'daki kız dinlemez ama bir hocaefendinin lafını Anadolu'daki kız da erkek de dinler." Bu sözleri söylerken acaba Türkiye'de imam nikahının arkasına sığınarak kaç çocuğun evlendirildiğinden haberi var mıdır ? Düzenleme, geleceğe dönük kuşaklara, kuşkular bırakıyor. Toplumun kabullenen tarafı gecikmiş bir iyileştirme, bir hakkın teslimi olarak görebilir. Karşı çıkışların, tepkilerin  kadın haklarının ihlaline yönelik endişelerle ilişkisini kurmadan önce kendi inancına saldırı gibi algılanıyor. Bu zıt iki toplumun tavırları anlaşılmalı. Düzenlenme, duygusal tepkilerle değil akılcı eleştirilerle dile getirilmeli. Bu değişikliğin, Anayasa'nın ve Cumhuriyet'in mihenk taşı olan Laiklik ilkesine aykırı olduğu açık. Medeni Kanun'un başka bir şekle dönüştürülerek, hem de Anayasa'nın 'Devlet, bütün vatandaşlarına eşit mesafededir, hiçbir şekilde ırk, mezhep ayrımı yapmaz' ilkesine aykırıdır. Hakkın teslimi olarak görülen bu değişiklikle, diğer mezheplerin, dinlerin temsilcilerine de bu hak teslimi yapılır mı dersiniz ? Hukuk devletinin bir gereği olarak sunulan bu değişiklik demokrasinin, hak ve özgürlüklerinin üzerine bir sünger çekmemeli. Yeni medeni kanunun tanıdığı imam nikahı ile çok eşlilik ve erken evlilik sorunlarıyla mücadele için müftülüklere sıkı izleme yükü getirdiği açık. Dini nikahlarda uygulanan vekalet usulü, müftülüklerdeki nikahlarda kesinlikle kabul edilmemeli. Medeni kanuna aykırı evlilikler, kendisi de bir devlet kurumu olan müftülüklerde asla gerçekleştirilmemeli. Müftülükler gayri resmi imam nikahını önlemek için de üzerine düşen takibi yerine getirmeli. Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği dini nikah kıyan imamlara ceza öngören kanun tekrar düzenlenmeli. Resmi başvuru yapılmayan “merdiven altı nikah” kıymak doğrudan suç kapsamına alınmalı. Küçük yaştaki kız çocuklarına nikah kıyan imamlar cezalandırılmalı. Bu tedbirle sıkı takip edildiği takdirde, kadın hakları ihlali aza indirilebilir. Temkinli davranmakta, dindar kadınların en az seküler kadınlar kadar sahiplenmesi yeni hakların kazanımına sebep olabilir. Fakat, sahiplenilmemesi durumunda kadın hakları kazanımlarına bir tehdit olacağı kaçınılmazdır.  

Bu Yazıyı Yazdır