Bu Yazıyı Yazdır

Çocuk hakları: Teminatına sahip çık!
Çocuk hakları, kanunen veya ahlaki olarak dünya üzerindeki tüm çocukların doğuştan sahip olduğu; eğitim, sağlık, yaşama, barınma; fiziksel, psikolojik veya cinsel sömürüye karşı korunma gibi haklarının hepsini birden tanımlamakta kullanılan evrensel kavramı karşılıyor.   Cenevre Çocuk Hakları Bildirisi ile şekillenen, günümüzde çocuk hakları ile ilgili olan uluslararası belgeden, 20 Kasım 1989 tarihinde Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilen ve 193 ülke tarafından onaylanmış olan Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşmesi’nden bahsediyorum. Türkiye'nin 1994 yılında imzacısı olduğu sözleşme 54 maddeden oluşuyor ve çocuk haklarını korumak için taraf devletlere belli yükümlülükler getiriyor.   Üzerinden geçen 23 yıllık tablo pek parlak değil. Diyarbakır Barosu ve 10 bölge barosu 20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü dolayısıyla ortak açıklama yaptı. Bu açıklamaya göre; cinsel istismar vakaları son on yılda yüzde 700’lük bir oranda artış gösterirken sadece 2016 yılı içerisinde çocuğun cinsel istismarı suçundan 15 bin 51 dava açıldı. Gerçekleşen cinsel istismar vakalarının sadece yüzde 15 ile 20’si adli makamlara yansıdığı belirtiliyor.   Türkiye'yi sarsan skandal, Karaman olayı, bunlardan biriydi. Ensar vakfı bünyesindeki 45 çocuğa tecavüz edildi. Dönemin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sema Ramazanoğlu, Ensar Vakfı'ndaki tacizci öğretmeni ve vakfı savundu. Ramazanoğlu, "Buna bir kere rastlanmış olması hizmetleri ile ön plana çıkmış bir kurumumuzu karalamak için gerekçe olamaz. Biz Ensar Vakfı'nı da tanıyoruz, hizmetlerini de takdir ediyoruz" dedi. Çocukları değil, tecavüzcüleri savunarak Türkiye Cumhuriyeti tarihine "tecavüzcüleri savunan bakan" olarak geçti.   2016 yılında evlenen her yüz kişiden 18’i çocuktu. Son on yılda evlendirilen kız çocuğu sayısı ise 482 bin 908’a ulaşırken, yine 15-17 yaş arası 17 bin 789, 15 yaş altı 244 kız çocuğunun doğum yaptığı açıklanıyor. Türkiye toplumunun kanayan yarası olan “çocuk gelinler” reşit olmayan küçük kızımızı eğer dini yolla beraberliğe zorluyorsa, burada zaten evlilikten değil, tecavüzden söz edilmesi gerekiyor. Çocuğun yeri okul olması gerekirken mezar oluyor, birincili eğitim olması gerekirken kocası ve çocukları(!) oluyor. İntiharlar ise nicesi...   Eğitim-Sen’in “2016-2017 Eğitim-Öğretim Yıl Sonu Eğitimde Cinsiyetçilik Raporu”na göre, 2017 yılının ilk beş ayında en az 182 çocuk cinsel istismara maruz bırakıldı. 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanunu ile çocuk işçisinin ismi çırak olarak değiştirilerek çocuk emeğinin sömürülmesi meşru bir zemine oturtuluyor. SGK verilerine göre 1 milyon 170 bin çocuk işçi, “çırak” adı altında devlet eliyle çalıştırılıyor. Meslek edinimi amacıyla çıkarılan yasalar ve bunlara ait yanlış uygulamalar ile çocuk işçi kavramı daha da genişletilmiş ve içinden çıkılamayacak bir hale geldi. 2016 yılında Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre çocuk işçi sayısı 708 bine ulaştı. Çocuk işçiliği, çocuk iş cinayetlerini de beraberinde getirdi. Yasalara göre "14 yaşını bitirmiş, 15 yaşını doldurmamış ve ilköğretimini tamamlamış kişi" çocuk işçi; "15 yaşını tamamlamış, ancak 18 yaşını tamamlamamış kişi" ise genç işçi olarak tanımlanıyor.   Sadece 2016 yılında 56 çocuk iş kazalarında hayatını kaybetti. Bunlardan biri de 13 yaşındaki Ahmet Yıldız. Kafasını pres makinasına sıkıştırarak hayatını kaybediyor. İlk duruşmada iş yeri sahibi tutuklandı ancak aile ikinci duruşmada "Maddi manevi zararımız karşılandı" diyerek davadan çekildi. Kâr hırsına çocuklarımızı öldürüyoruz. Adaletsiz bırakıyoruz.   Avrupa'da 1870'li yıllarda sanayileşmeyle birlikte kırsaldan kente göç eden, asgari düzeyde yaşamanı idame ettirmek durumunda kalan insanların hayatları, derinleşen yoksullukla birlikte, özellikle çocuklarda "adaptif olmayan" davranışlara yol açıyor. Bu çocukların topluma zararlı olduğuna kanaat getiren iktidarlar, çocukları ıslah etmek için çocukları hapsediyorlardı. Ancak kapitalist modernite ile çocuklar için hapishane ıslah alanı olmuyor, yeni sorunların kaynağı oluyor.   Bugün Türkiye'de birçok cezaevinden kamuoyuna yansıdığı üzere çocuklar, ceza infaz kurumlarında kapalı kapılar ardında işkenceye ve kötü muameleye maruz kalmakta. Örneğin; Pozantı ve Şakran Cezaevleri. Resmi rakamlara göre 2016 yılında 2 bin 106 çocuk özgürlüğünden mahrum bırakıldı. Cezaevinde ebeveynleriyle birlikte yaşamak zorunda kalan çocuklar sorunu ise hala çözülebilmiş değil. Çocuk cezaevlerini kapatmaları gerekirken, yapımlarına halen devam ediliyor...   Görüldüğü gibi çocuklar konusunda öyle sanıldığı kadar, devlet büyüklerimizin verdiği demeçler kadar duyarlı değiliz. Peki sorun nerede?  Uygulama da mı, yoksa hukuki mevzuatta mı?   Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi çerçevesinde aslında herkesi şaşırtacak kadar demokratik, insan haklarına ve Avrupa standartlarına uygun, çocuğu da koruyan bir sisteme sahibiz. Ceza Kanunu’nda çocuğa karşı işlenen cinsel istismar suçlarına çok ağır hükümler var. Uygulamanın hukuk mevzuatına uygun olarak gelişmesi ve ona uygun olarak uygulanması gerekiyor. Peki uygulamamasından kim sorumlu? Sosyal kurumlar, yargı ve hükümet politikaları.   Çocuğa karşı işlenen suçlarda, örneğin istismar, tecavüz, cinayet gibi, bunun en ağır şekilde cezalandırılması gerekiyor. Çocuğa karşı suç işleyenlerin devlet görevlileri olduğu takdirde sonuç çok da değişmiyor. Affetme duygusu ağır basıyor, aman düzen bozulmasın deniyor. Asıl acı olan, bunun toplumun anlayışı olması. Unutuluyor ki bu suç bir çocuğa işleniyor.   Çocuğa işlenen her suçta ses ver! Yarınlarına, insanlığına, teminatına sahip çık

Bu Yazıyı Yazdır