Bu Yazıyı Yazdır

Murat Sabuncu: Umudumu hiç yitirmedim barışa dair
Deneyimli gazeteci Murat Sabuncu, Türkiye'de barış için söz alan gazetecilerden biri. Uzun yıllar boyunca gazeteci olarak izlediği çatışma süreçleri ve takip eden çözüm sürecinin şimdi yeniden çatışmaya dönüşmüş olmasının sebeplerini yazılarında, televizyon programlarında barış yönünde analiz eden Murat Sabuncu, birçok yayın organındaki görevlerinin ardından şimdi Cumhuriyet Gazetesi'nde yönetici ve yazar olarak çalışıyor. Gazetecilerin özgürlük mücadelesine de destek veren inisiyatiflerde yer alan Murat Sabuncu ile 2016 Newroz'unu izlemek için bulunduğumuz Diyarbakır'da barışı ve çatışmaları konuştum: 20160320_175011  Newroz'u izlemek için yine Diyarbakır'dasınız. Daha önce de defalarca geldiğiniz bir kent. Ne gibi değişiklikler saptadınız? İzlenimlerinizi dinlemek isterim sizden öncelikle.   Her zaman yaptığım gibi Sur'a gidiyorum önce. Hemen girişte ilk arama, 100 metre sonra bir daha.. Her zaman sohbet için uğradığım berberdeki müşteri "en ağırı kendi evinin, işinin yolunda aranmak" diyor. 1972 doğumluymuş geçen sene bugünlerde şehre Hopa'dan gelen misafirlerle neşeyle "çalıp söylerken" duygulanıp ağladığını anlatıyor. Daha yaşlıca bir amca "12 Eylül darbe döneminde buralarda asker dururdu. Tüfeği çapraz asardı ama arama falan yoktu" diye söze karışıyor. Bir de "Bekleme yapmayın yürüyün" en sık duyduğum cümle bu etrafta... Polis yine uyarıyor ama duruyorum. Tahir Elçi'nin vurulduğu yer... Uzaktan da olsa görüyorum Dört Ayaklı Minare'yi.. Onu düşünüyorum ve bugünlerde barışı onun gibi canı gönülden savunanlara ihtiyacı. Pazar öğleden sonra Ulucami'nin önü. Meşhur tabureler boş... Tam karşısı Hasanpaşa Han'ı. Onlarca masa arasına tek başıma oturuyorum. Saatime bakıyorum 15.40... Haftalarca kapalı kaldıktan sonra geçen hafta açılmış. Esnaf tek tük müşteri zor işler diyor. Arabaya biniyorum Bağlar'a doğru gidiyorum bu kez. Sur'dan, çatışmalardan kaçan binlerce kişinin sığındığı ilçeye... "Hangi Bağın Bağbanısan Gülüsen" türküsü vardır. İşte o türküde bahsedilen Diyarbakır'ın etrafında şimdi hemen hiç kalmamış üzüm bağlarından almış adını burası. Protestoların yoğun olduğu bölgelerden birisi... Orada da bir süredir Kaynartepe mahallesinde sokağa çıkma yasağı var. Arabadan iniyorum. Caddenin sol tarafı yasaksız sağ tarafı yasaklı sokaklardan oluşuyor. Soldan soldan yürüyorum.Polisler sokak başlarında.. Uzaktan evlerine bakan halk. Sur'dan Bağlar'a göçenler şimdi oradan da göç edecekler. Kimbilir kaç kişi, kimbilir nereye? Hemen yakındaki Koşuyolu Parkı'nda askerler. Şehre bakıyorum ciğerim yanıyor. Sizce bu Newroz barışa vesile olur mu? 2013, 2014 ve 2015 Newroz'ları barışın yol haritasının kamuoyuna açıklandığı, umut dolu bayram günleriydi. Yeniden böyle bir Newroz ne zaman kutlanacak, bunun için ne yapılmalı?   Geçen seneki Newroz'da "PKK'nin Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı yaklaşık kırk yıldır yürüttüğü silahlı olan mücadeleyi sonlandırmak ve yeni dönemin ruhuna uygun siyasal ve toplumsal strateji ve taktiklerini belirlemek için bir kongre yapmalarını gerekli ve tarihi görmekteyim" idi Öcalan'ın mesajı. Tabii Devlet'in de atması gereken adımlar vardı. Ancak bugün atılan her adım bizi barışa değil daha çok, daha büyük bir savaşa götürüyor. İmralı Notları kitabında devletin ve Öcalan'ın barışa giden yol için nasıl çalıştıklarını okuyorsunuz. Ardından Dolmabahçe mutabakatı. Ancak merkezinde Erdoğan'ın olduğu bir güç bir dönem baldıran zehri içmekten bahseden akıl 1 yıl içinde ülkeyi, özellikle Kürtlerin yoğun yaşadığı şehirleri savaş alanına çevirdi. Ancak bu ülkenin hakları Türkler, Kürtler, Ermeniler, Süryaniler barış içinde birlikte yaşamak istiyorlar. Evet çok zor günlerden geçiyoruz ama barışı mutlaka yeşerteceğiz.   Sizce medya bu dönemde işlevini yerine getiriyor mu? Ana akım medyanın durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?   Özellikle merkez medyanın geldiği durum içler acısı. Baskı ve korkutmaya tam anlamıyla boyun eğmiş durumdalar. Zaten yandaş ve yanaşma basını bir yayın faaliyeti olarak değerlendirmek mümkün değil. Propaganda faaliyeti yapıyorlar. Hedef gösterme, iftira atma, yalan haberde sınır tanımıyorlar. Gazeteciliğin en acıklı günlerini yasıyoruz. Öte yandan internet medyasında, sosyal medyada, televizyonda özgürlükçü, umut veren oluşumlar var. Ama tabii kitleselleşemiyorlar henüz. Cumhuriyet'e gelince. Tehdit, baskı, iftira.. Saldırı altındayız. Ama bir endişemiz, korkumuz yok. Doğru olduğunu bildiğimiz her şeyi yazmaya devam edeceğiz. Yayın yönetmenimiz Can Dündar, Ankara Temsilcimiz Erdem Gül cezaevine sadece gazetecilik yaptıkları için konuldular. Şimdi tahliye edildiler ama emir altındaki mahkemelerin ne yapacağını kim bilebilir? Diyelim ki tutuksuz yargılandılar. Ya cezaevindeki diğer gazeteciler? Onlar özgür olmadan sadece bizim arkadaşlarımızın özgürlüğüne sevinemeyiz ki...   Akademisyenlere ve muhaliflere yönelik yaklaşım, soruşturmalar, tutuklamalar ne anlama geliyor? Nereye gidiyor ülke?   Türkiye'deki düşünen konuşan tüm muhalifler tehdit altında. Akademisyenler bunun son örneği. Bu tutuklamalar aslında üniversitelere bir gözdağı. Konuşmayın, düşünmeyin, fikir beyan etmeyin diyorlar. Boğaziçi Üniversitesi tutuklanan akademisyenine sahip çıktı ve "özgür düşünce olmazsa üniversite olmaz" dedi. Ya tutuklanan diğer akademisyenlerin, sınır dışı edilen akademsiyenin üniversiteleri? Bilgi ve Mimar Sinan. Susuyorlar çünkü korkuyorlar. Ama demokrasi olmayan ülkelerde korkunun faydası yok. Sıra bir gün mutlaka size geliyor.   TBMM görevini yerine getirebiliyor mu? Konuştuğum milletvekilleri Meclis'in çalışamadığını söylüyor. Sizce TBMM nasıl çalışır hale getirilebilir, bu dönemde nasıl bir işlev üstlenebilir?   TBMM AKP'nin daha doğrusu Erdoğan'ın kuşatması altında. O ne diyorsa oluyor. Muhalefetin ne sayısı yetiyor ne biraraya gelebiliyor. Ancak demokrasi, Meclis'in her koşul ve şartta çalışıyor olması çok önemli. Bu süreçte Meclis'in karşı karşıya bırakıldığı dokunulmazlık oyunu ise büyük risk. Türkiye'deki yargının büyük bir kısmının nasıl çalıştığını biliyoruz. Dokunulmazlık kalkar kalkmaz HDP'li vekiller üzerinde Demokles'in kılıcı sallanmaya başlayacak. Bu ülke bir daha Meclis'ten alınıp cezaevine götürülen vekil ayıbını yaşamamalı. Böyle bir olay zaten giderek uzaklaşan barış için de büyük risk. CHP bu süreçte ne yapabilir? Sizce CHP, HDP'nin yan yana durma çağrısına nasıl bir cevap vermeli?   CHP önce ne olduğuna karar vermeli. Ya demokrasiniz ya değilsiniz. Olaya, kişiye, zamanın ruhuna göre demokratlık olmaz. Kürt sorunu hakkında CHP'nin durduğu zemin net değil, kaygan... Kemal Kılıçdaroğlu iyi niyetle partisini değiştirmeye çalışıyor ama tam başardığını söylemek mümkün değil. HDP'nin yanyana durma çağrısı Türkiye'nin demokrat güçlerinin biraraya gelmesi açısından umut verici olur. CHP bu çağrıya olumlu yanıt verebilir mi derseniz zor derim. Bir yurttaş olarak bu süreçteki hislerinizi öğrenebilir miyim? Barış için ne diyeceksiniz?   Umudumu hiç yitirmedim barışa dair. Ama üzgünüm tabii. Kimseyi ayırmadan söyleyeyim. Her ölüm kahrediyor beni. Hani diyorlar ya "biz göremedik, göremeyeceğiz, çocuklar görsün barışı, güzel günleri". Elbet evlat en kutsal varlık, en iyiler onların olsun ama ben de, hepimiz de görmeliyiz barışı, güzel günleri. Yarın, öbürgün değil hemen şimdi. Çok teşekkür ederim. Ben teşekkür ederim. 20160320_174334

Bu Yazıyı Yazdır