Bu Yazıyı Yazdır

Sahi Bu Yalnızlık Niye?
Biz gençliğimizde yani 70'lerde, 80'lerde Zambiya’da, Mozambik’te, Şili’de, Kamboçya’da, Kenya’da yapılan haksızlıkları bize yapılmış gibi kabul eder, buradan ta oralara gönlümüz uzanır, o yapılan faşizan yaptırımlara tavır koya, olanları çeşitli eylemlerle kınardık. Şimdi; bırakın Zambiya’da, Mozambik’te, Şili’de Kamboçya’da, Kenya’da olan bitenlere, çok yakınımızda, burnumuzun ucunda, ana yarısı teyzemiz sayılan doğu ve güneydoğu’da olan bitenlere karşı batıda bırakın bir eylem koymayı, bir ses duymak bile olası değil. Hadi yukarıda saydığım ülkelerin insanlara belki de hala kendi dertleriyle meşguller diyelim. Ki Kürtler daha düne kadar var olan tüm Türk sol fraksiyonlarının yanında olmuş, eylemlerine destek vermiş, bu görüşlerin içinde aktif görev almış, onların kimi zaman arkasında, kimi zaman önünde olmuştur. Bu yazımda kendi düşüncelerimden daha çok, Diyarbekir’de tesadüfen tanıştığım orta yaşlı bir Kürt devrimcinin sitayişle söylediklerini siz okuyucularıma aktararak bir yaraya parmak basmak istiyorum. Araya girmeden çağdaşımın söylediklerini aktarmaya çalışacağım. Şunları söyledi: “-Çoğumuz o davalar peşinde koşarken, işkence gördük, sakat kaldık, zindanlarda çürüdük, öldük Kürt-Türk hep birlikte. Ama her şeye rağmen kol kola olduk. Hep birlikte mapuslarda marşlar söyledik. “Kara deryalarda bir fenersin, senin ışığında yürüyoruz…” marşını söyledik, işkence anında bile hep birlikte. Birlikte sloganlar attık. “Bağımsız Türkiye”  “Kahrolsun faşizm.” diye hep birlikte. Hep birlikte; militarizmin üstüne ölümüne yürüdük, “Go hom Amerika” diye. “Yolumuz devrim yolu…” diye, haykırırdık tüm inanmışlığımızla hançeremiz yırtılana kadar, hep birlikteydik. İstanbul limanlarına yanaşan Amerika’nın 6. Filosundaki askerlerin karaya inmesini engelledik hep birlikte. Ve bunları yaparken “Oğlum İstanbul nere, Diyarbakır nere” demeden, demezdik de… Biz “Türkiye insanıyız”ın yanında dünya insanıyız derdik. Nerede bir ezilmiş, Nerede bir sömürülen, Nerede faşist saldırıya uğrayan varsa, hep birlikte onların yanındaydık. Mesele doğulu olmak ya da batılı olmak değildi. Mesele faşizme karşı omuz omuza olnaktı. Peki ama o zaman, bugün neden Sur yalnız? Peki ama o zaman, neden Şırnak yalnız? Peki ama o zaman, neden Cizre yalnız?.. “ diye soruyordu o Kürt arkadaş. Gerçekten; neden Sur yalnız, Şırnak yalnız, Cizre … yalnız? Neden Doğu ve Güneydoğu yalnız? İnsan sormadan edemiyor işte. Dostça kalın…   Diyarbekir 5 Nolu Cezaevi, MÜZEYE dönüştürülsün.” “SUR İÇİ; DÜNYANIN EN BÜYÜK AÇIK HAVA MÜZESİ OLSUN.” NEFRETİM VAR  Tiksindiriyor bani Loş karanlık, Nemli duvarlar, Islak zemin, Soysuz insanlar. Gözlerim kamaşıyor Baktığımda Küçük penceremden sızan ışığa. Nefretim var; demir parmaklıklara, Darbelere, kaypaklara, Korkak ve kancıklara. RECEP YILMAZ

Bu Yazıyı Yazdır