Bu Yazıyı Yazdır

"İnsanlara derdimi, meramımı iletmeye çalışıyorum"
İkbal Kaynar hayat dolu bir kadın ve sanatçı. Müzikli bir çocukluğun, hareketli ve asi bir gençliğin izleri üzerinde hâlâ capcanlı. Öğrencileriyle dost bir eğitimcilik hayatının ardından çok sevdiği müziğe ve edebiyata iyice yoğunlaşmış. Gazetelerde yazmış, kitapları yayımlanmış, besteler yapmış, bestelerine sözler yazmış. Hâlâ devam ediyor. Bir süre önce 'Düşleri Kaldı' adlı bir şiir kitabı çıkardı. İkbal Kaynar ile buluştum ve hem edebiyat hem de müzik alanındaki çalışmaları hakkında konuştum:     Siz kamuoyunda tanınıyorsunuz ama yine de okurlarımız için bir kez daha tanıtır mısınız kendinizi?   İkbal müzik sevdalısı,edebiyat tutkunu köy enstitülü babanın bu kirlenmişlik içinde ödün vermeden ayakta durmaya çalışan bir eğitimci kızı. Eskişehir Eğitim Enstitüsü İngilizce Bölümünü bitirip 1979 yılında Manyas Lisesi’nde İngilizce öğretmeni olarak göreve başladım.1980 de çoğu demokrat gibi tutuklanıp 10 yıl öğretmenlikten uzak kaldım. Bu süre hiç boş durmayıp edebiyat, müzik ve halk danslarıyla ilgilendim. Şarkı sözü yazdım, onları besteledim. Aklandıktan sonra 1990 yılında İstanbul’a atanarak Kartal Lisesi’nde ve Fenerbahçe Lisesi’nde çalışıp 2000 yılında emekli oldum. 95 yılında söz ve müzikleri bana ait olan “Yasakları Kaldır Bana” adında 80 öncesi yaşanamayan aşklara ve yasaklara karşı ilk albümümü (kaset) çıkardım. 97 yılında popüler kültürü eleştiren yazılar yazmaya başladım Cumhuriyet gazetesine. Sonrası Bir Gün, Haber Expres ve dergilerle devam etti makale, deneme, şiir, gezi yazıları serüveni. Çalıştığım okullarda öğrencilerim de dahil oldular şiir ve müzik  tutkuma. Bugün de bildiğiniz gibi yazmayı ve şarkı söylemeyi, dans etmeyi bırakmayan muhalif yanı ağır basan uslanmaz bir çocuğum!     Memleketiniz Uşak, babanız, anneniz, babanızın mandolini, annenizin güzel sesi ne ifade eder sizin için? “Şairin anayurdu çocukluğudur”der Adorno. Benim çocukluğumun ve gençliğimin geçtiği yer Uşak. Dönem ise önce açık hava sinemalarında siyah beyaz filmler izlenirken Uludağ gazozu içilen, edebiyat sohbetlerinin yapıldığı ve yöresel oyunların oynandığı ev toplantıları. Hani “Bir maniniz yoksa annemler size gelmek istiyor” diye haber verilen. Anne, türkü söylemeyi seven, ikinci albümde de otantik sesi olan bir ev hanımı. Babamın mandolini köy enstitülü olmasından ileri gelen güzel bir miras bana da geçen. Babam daha benim ilkokul öğretmenimken Gazi Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümünü bitirdi. Bu kez Ortaokul ve lise öğrencilerine çaldı mandolinini zeybekleri öğretirken.   Nasıl bir öğretmendiniz, o dönemden bir anekdot istesek sizden, öğretmenliği özlüyor musunuz? Bildiklerinden, inandıklarından asla ödün vermeyen, öğrencileriyle son derece uyumlu ama bir o kadar da eğitim sistemiyle ve idareyle uyumsuz bir öğretmendim. O kadar güzel anılarım var ki hangisini anlatsam. 80 öncesi evimin önünde nöbet tutan lise son öğrencilerini mi, her sabah kapımın önüne çok sevdiğim ekşi kulak otu ve odun bırakan öğrencilerimi mi… Yakın bir tarih olsun örnek; hazırlık sınıfında video dersinde derste yapabileceğimiz basit yemeklerden yapıp İngilizce anlatmamız yazıyordu kitapta. Ben de yaparak yaşayarak öğrenmeyi ilke edinmişim ya, yapalım dedik öğrencilerle. Kısır yapmaya karar verdik ertesi günü iple çekerek. Kaynamış suyumuzu bulgura döküp başladık çocuklarla İngilizce konuşarak yapmaya. Sonunda da yedik tabii ki zevkle. Velilerden birisi müdüre şikayet edince müdür de beni odasına çağırıp derste partiler veriyormuşsunuz dedi. Yani bizim kısır oldu kısırgate!.. Arkasından hazırlık sınıfları alınıp, düz liseden ders verildi ceza diye…   Şiir mi, müzik mi, desek, ne dersiniz? Vallahi ikisi de vazgeçilmez sevdam. Zaten şiir müziğin kız kardeşidir bana göre. Hatta buna dansı da ekleyebiliriz.   Edebiyatta hedefleriniz nedir? Ben müziğe de bir hedefle başlamadım, edebiyata da. İkisi de bana dayatılan şeyler oldu, beni sağaltan, varsıllaştıran. Kaygılarım ve düşlerim var geleceğe dair. Yazarak, şarkı söyleyerek ve bir şeyler üreterek kendimi daha mutlu duyumsuyorum. İnsanlara derdimi, meramımı iletmeye çalışıyorum. Bunun yanında değer görmek, hak ettiğim yerlerde olmak ya da olamamak gibi durumlar bazen yaralıyor ve yalnızlaştırıyor beni. Popüler kültürü eleştiren kişiler bile bugün popülizm peşinde koşuyor çoğu zaman. Kapitalizmin çarkına su taşıyorlar bence. Oysa birlikte işler kotarılsa, üretilse gerek duymaz bir yayınevi çok satar mı kaygısına. Kollektif bir çalışma içinde olunsa reklamını da kendin yaparsın başka yolla. Şart değil ya AVM lerdeki kitapçılarda çok satılanlara girmesi. Sözün kısası popüler olmak değil yozlaşmaya ve kayırmacılığa isyanım.     20171219_152338       Müzik ve edebiyatla barış için mücadele etmek mümkün müdür? Elbette, bunun örnekleri çok yakın tarihimizde bile. Picasso Guarnica’yı yaparak barış dersi verdi dünyaya. Victor Jara gitar çalan parmaklarını kesseler de ıslık çalarak devam etti barış isteğine ta ki dili kesilinceye dek. Bizden de birçok örnek var Nazım Hikmet gibi, Enver Gökçe, Hasan Hüseyin Korkmazgil, Ahmet Kaya ve niceleri gibi.   7, Eski bir eğitimci, bir müzisyen ve bir yazar olarak bugün Türkiye'ye baktığınızda ne hissediyorsunuz? İçinde hâlâ yeşil ağaçların kaldığı bir orman yangını tablosu canlanıyor bazen gözümün önünde, din adına taciz, tecavüz, şiddet sarmalında dolaşan cüppeli, sarıklı erkekleri ve son moda cip kullanan tesettürlü kadınları görünce. İçim kanıyor. Caddede kemanını, gitarını çalıp şarkı söyleyen gençleri, hakları için mücadele eden öğrencileri, memurları ve kadınları görünce; işte bu insanlar güzelleştirecek yarınlarımızı diyorum umutla. Düşlere bu denli önem veren birisi olarak düşlerimiz yarım kalmasın diyorum. Nazım’ın dediği gibi “umut yetmiyor bana /Ben artık şarkı dinlemek değil şarkı söylemek istiyorum. Hep çok biliriz, çok okuruz! ya, şu bölünme hastalığını ve megolamanlığı bıraksak da renklerin, birlikte üretmenin tadına varsak.   Yeni kitabınıza gelen tepkiler nasıl? Kitabınızdan biraz bahseder misiniz? Tanıtımı kendi çabalarımızla yapıyoruz ne yazık ki. Tanıdık gazete, seni tanıyan yazar- çizerlerin destekleri falan. Gelen tepkiler güzel, özellikle doğudaki sokağa çıkma yasakları sürecindeki kuşatma ve ablukaya değindiğim için çağımızın destancısı dedi bir arkadaş yazısında. Düşleri Kaldı benim ilk şiir kitabım altı düzyazı kitaptan sonra. Bazen duygular şiir olarak dökülüyor, işte o duyguların toplanmış hali.Düşleri yarım kalanların öyküleri… Toplum baskısı, aile ve mahalle baskısı derken çocukluk düşleri yarım kalanlar, güzel bir dünya umuduyla mücadele ederken yasaklar ve engellemelerle gençlik düşleri, sevdaları yarım kalanlar, 12 Martlar, 12 Eylüller ve nice katliamlarla, savaşlarla gençlik düşleri ve geleceğe dair düşleri yarım kalanlar, töre ve kadın cinayetleriyle çocuksu, kadınsı düşler yarım kalanlar üzerine.   Bundan sonraki ilk projeniz edebiyat alanında mı olacak, müzik alanında mı? İkisi de olabilir. Aslında güzel hayallerim var da, bakalım nasıl gerçekleşir.  Şiir ve müziğin birlikte olduğu bir albüm olsa ne güzel olur değil mi? Şöyle savaşı anlatırken bir annenin ağıtı yükselse arkadan kendi dilinde…

Bu Yazıyı Yazdır