Bu Yazıyı Yazdır

Büyüklerimiz ne bilir!

Fiat justitia pereat mundus!

Modern felsefenin kurucusu sayılan ve “ahlak” üzerine en önemli felsefi metinleri kaleme almış olan büyük düşünür Immanuel Kant'a ait bu sözler. Anlamı, “Dünyanın yok olması pahasına olsa bile adalet yerine gelmeli.” İfadenin coşkunluğundan kurtulabilirsek bizi kuşkulu bir hissiyat bekliyor muhtemelen. Türkiye'de bu sözün tam zıttı işliyor: "Ne pahasına olursa olsun adalet yerine getirilmemeli!" Ülkemizde, evrensel "adalet" anlayışına gün geçtikçe yeni anlamlar yükleniyor. Bunların en başında, adaletin önüne geçen büyükler, reisler, vs. bulunuyor. Büyüklerimiz, reislerimiz o kadar büyük ki bırakın kanunları, canımız onurumuz bile onların elinde.   Tayfun Karali, 2 Temmuz 1993'te 33 kişinin yanarak yaşamını yitirdiği Sivas'taki Madımak Oteli davasında sanıkların avukatlığını da üstlenmiş olan İstanbul Zabıta Daire Başkanı. Taşeron çalışan zabıta görevlisi Kenan Fidan, görev esnasında kullandığı çekici araç ile emniyet şeridine girdiği gerekçesiyle, Tayfun Karali tarafından darbediliyor. Karali, zabıtaya bütün arkadaşlarının gözü önünde önce hakaret edip bağırıp çağırıyor, sonra art arda tokatlar atıyor, karşısındakinin kendisinin esiri, kulu olduğunu sanarak. Ekmek parasının derdinde olan zabıta, işinden olmamak için hazır olda bekliyor. Tokatlara dayanamayan Fidan yere yığılıp kalıyor, hastaneye kaldırılıyor. İzleyenlerin kanını donduran bu görüntünün ardından, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Mevlüt Uysal, Karali'nin görevden uzaklaştırıldığını ve hakkında soruşturma başlatıldığını açıklıyor. Yaşanan olay, basit bir darp olayı olarak topluma yansıtılıyor. Oysaki zabıta memuruna karşı alenen "işkence" suçu işleniyor.   Türkiye Cumhuriyeti’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler ile temel hak ve özgürlükleri koruyan iç hukuk hükümleri uyarınca; “Bedensel ve ruhsal dokunulmazlığa aykırı, dolayısıyla bireyin algılama ve irade yeteneğini etkileyen her fiil, korunan hukuki yarar kapsamında işkence, insanlık dışı ve kötü muamele” kabul ediliyor. Türk Ceza Kanunu'nun 94. maddesinde “Bir kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışları gerçekleştiren kamu görevlisi hakkında üç yıldan on iki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur” deniyor.   TCK m.94/2-b'de tanımlanan "Avukata veya diğer kamu görevlisine karşı görevi" dolayısıyla Karali'nin cezalandırılması gerekir. Fakat yaşananları kendisinin de tasvip etmediğini söyleyen Fidan açıklamasında “Olayın çok detayına inmek istemiyorum. Hukuki yollara başvurup başvurmayacağımı henüz bilmiyorum. Büyüklerimiz ne emrederse onu yapacağım. Görüntüleri herkes gördü. Ötesi gerisi yok. Üstlerimden aldığım talimat doğrultusunda, kamu çalışanı olduğumuz için fazla konuşamayacağım. Büyüklerimiz zaten gereğini yaptığını söylüyor.” diyor. Kısaca hukuki yollara başvurmayacağını, yapılanların doğru olduğunu belirtiyor.   Yapılan bir haksızlık karşısında neden adli makamlara başvurmazsınız? Tehdit “Bir kimseyi kendisine ve malvarlığına karşı bir zarara veya kötülüğe uğratılacağının çeşitli yolla bildirilmesi” olarak Türk Ceza Kanunu'nun 106. maddesinde tanımlanıyor. Eğer taşeron işçi Kenan Fidan işten çıkarılmakla tehdit ediliyor, sindiriliyorsa "hukuk devleti ve demokrasi" diye meydanları çınlattığınız sözler oy devşirmekten öteye gitmiyor ve yurttaşların vicdanlarını infiale uğratıyorsunuz. Meydanlardan mahkemelere gelmeyen çınlama, iktidarınızın daha dik ayakta kalması için bir dayanak. İnsanlığınız, şerefiniz için bir dayanak var mı?   Immanuel Kant “Her şeyin bir fiyatı olduğunu ve her şey için onurun bulunduğunu” yazmıştı. Herhangi bir şeyin fiyatı onun eşdeğerlisi ile yer değiştirebilirdi. Yani fiyatın mutlaka karşılığı vardı. Ama herhangi bir karşılığı olmayan, her türlü fiyatın üzerinde olan tek şeyi “onur” kavramıyla ifade etmişti ki “ahlak”ın temelini “onur” oluşturuyordu. Kant, “onur” kavramını bir “evrensel değer” olarak sunuyordu.   Her şeye rağmen, “ahlak” ve “onur” diye dertleri olan yargıçlarımız var mı?

Bu Yazıyı Yazdır