Bu Yazıyı Yazdır

Zeynep Altıok Akatlı: "Çoğunluk biziz, biz ne dersek o olur" anlayışıyla meclis faaliyeti yürütüyorlar
Zeynep Altıok Akatlı CHP'nin genç ve yenilikçi milletvekillerinden. Felsefeci Füsün Akatlı ve şair Metin Altıok'un kızları olan CHP İzmir Milletvekili Zeynep Altıok Akatlı parlamentoya girdiğinden beri hem kürsüde hem sokakta demokrasi mücadelesinin içinde yer aldı. Barış Bloku içinde de çalışan Zeynep Altıok Akatlı, çatışmalar başladığından beri hem siyasetçi sorumluluğu hem kadın duyarlılığı ile abluka altındaki bölgelere gidiyor. Bu hafta Zeynep Altıok Akatlı ile buluştum ve kendisine hem siyaset gündemini hem de CHP'nin durumunu sordum: 12986799_10154234686049236_2118535286_o Siz CHP milletvekili olarak parti içinde yenilikçi bir profil çiziyorsunuz. CHP içinde herhangi bir değişim talebiniz oluyor mu, herhangi bir tepki alıyor musunuz?   CHP 93 yıllık geçmişe sahip kökleri sağlam bir çınar. Daima sürgün verir, gelişir, serpilir. CHP’de değişim ve yenilenme sürekli devam eder. Dünya dönüyor, siyasetin dili, gündemi de değişiyor. Bugün ülkenin her karış toprağı, gözünü kar hırsını bürümüşlerin yağmasına terk edilmiş durumda. Ülkenin dört yanı savaş içinde. Toplumun her kesimi baskı ve şiddete maruz kalıyor, bunun karşısında durmak da bize düşüyor, buna göre siyaset belirliyoruz. Biz zamana, mekana, öznelere göre ortaya çıkan değişim talebini CHP olarak önemsiyor ve buna göre kendimizi, kurgumuzu, kadrolarımızı yeniliyoruz. Değişime direnç göstermeyi tercih edip tepki gösterenler her zaman vardır ancak günün değiştiği, küresel ilişkilerin belirleyiciliğinin ve etkisinin arttığı  ortamda değişmeyen yok olmaya mahkumdur. Değişim, gelişim çağındayız ve CHP akla, bilime duyduğu saygıyla çağın koşullarına uygun gelişme hedefleri olan bir parti ve toplumun tüm kesimlerini kucaklayan ve herkese umut olan bir konumda.   Sizce bugünün Türkiyesi'nde bir yurttaş niçin CHP'de olmalı? Kamuoyunun CHP'den beklentileri karşılanıyor mu?   Her şeyden önce CHP bu ülkenin kurucu partisidir. CHP bu ülkenin aydınlanma geçmişinin ana unsurudur. CHP bir devrimin ürünüdür. Yenilikçidir, ilericidir, aydınlanmacıdır, çağdaştır, laiktir. Devraldığımız yıkımı çağdaş dünya tahayyülü ile inşa eden kadro hareketidir. Köklü bir mirası temsil eder. Öte yandan CHP özellikle 70’li yıllarda haznesine kattığı halkçı politikaları ile Türkiye’nin en büyük sol/sosyal demokrat kitle partisidir. Eşitlikten, adaletten, özgürlükten, hakça üretip; hakça bölüşmekten bahseden en geniş kitlelerin adresi CHP’dir. En önemlisi CHP, bu ülkenin laik kitlelerini temsil eder. Bu hem CHP için hem de ülkenin geleceği için son derece önemli bir noktadır. İçinden geçtiğimiz bu karanlık günlerde, şiddetin, her geçen gün daha da kötüye gidişin öncelikli sebebi iktidar partisinde temsil edilen dinci faşizmdir. Bu dinci faşizmin panzehiri laikliktir. Laiklikle harmanlanmış eşitlik, kardeşlik, özgürlük, adalet duygularıdır. Laiklik bu coğrafyanın en büyük kazanımıdır, kaybedildiği an varacağımız nokta Irak çölleri olur.   Siz Barış Bloğu içinde de yer aldınız. Partinizin barış taleplerinde yeterli olduğunu düşünüyor musunuz? Neler yapılmasını istersiniz?   Elbette Barış Bloğu içinde yer aldım, yer almaktan da memnuniyet duydum. Aynı şekilde Haziran Hareketi içerisinde de yer aldım. Demokratik zeminde asgari sol müştereklerde bir araya gelebileceğimiz tüm öznelerle bir araya gelme taraftarıyım. Faşizm günlerinde cepheyi geniş tutmak bizim için bir mecburiyettir. Partimin de toplumsal barış konusunda son derece tutarlı olduğunu düşünüyorum. Biz çözüm süreci başlarken her türlü uyarıyı yaptık, yapılabilecekleri tanımladık ve destek verebileceğimizi de belirttik ama iki unsur arasında kurgulanmış bir sürece destek vermemiz olanaksızdı. Bugün olsa yine aynı tutumu sergileriz. Kürt sorunu bu memleketin 100 yıllık sorunu, silahlı mücadele, savaş, çatışma sorunu bu memleketin 30 yıllık geçmişi. Bu sorun toplumda derin yarık  oluşturmuş, her eve cenaze girmiş; ananın bir oğlu dağa, bir oğlu askere gitmiş, beyaz Toroslar geçmiş, gözaltında kayıplar olmuş, yasaklar, baskılar, hak ihlalleriyle 100 yıllık sorun, 32 yıllık savaş sorunu olarak karşımıza çıkmış. Kalkıp da bütün bu toplumsal travmaları gözardı edip, Kürt sorununun çözümünü tek bir kişi ile bir başka tek kişinin kendi aralarındaki salınıma terk etmek kesinlikle doğru değil. Kürt sorunu toplumsal bir sorundur, çözümü toplumsal barışla mümkündür,  çözüm yeri de meşru bir zemin yani parlamento olmalıdır. Eğer hukuki, açık ve meşru olanı gayrı hukuki, kapalı ve gizli olana tercih edersek varacağımız yer de bugünkü nokta olacaktır. Partim hep bunları söyledi; “gelin bu işi birlikte, şeffat bir biçimde topluma yayarak meclis zemininde çözelim” dedi. CHP her dönemde Kürt sorunu için en kapsamlı ve kavrayıcı çözüm raporlarını hazırlamış ve emek vermiş bir parti. Bugün hala referansı 1989 Kürt Raporu'dur. 1999 Raporu ve bugünkü çalışmalarımız açıktır. Kürt vekilleri parlamentoya taşıyan parti olmuştur. Kürt sorununun 2014 yılından bugününe dair tutumumuzun haklılığı içinde bulunduğumuz çözümsüz ve yakıcı koşullarla doğrulandı.   Ülkenin en yakıcı sorunu olan Kürt sorununun çözümü konusunda önerileriniz nedir? Biz bugün 3. bir yol öneriyoruz. Çatışmanın çözüm getiremeyeceği net. İkili ve kapalı birilerinin siyasi ikbali için üretilen sahte süreç de buzdolabında falan değil, donarak ölmüş halde. Çözüm parlamento çatısı altında tüm unsurların temsil edildiği şeffaf yürütülen bir diyalog ile mümkün diyoruz. Bir "Toplumsal Mutabakat Komisyonu, Bir "Ortak Akıl Heyeti" ve bir de "Yüzleşme ve Hakikat Komisyonu" öneriyoruz.   Bir süredir Türkiye'de Meclis işlevsiz kaldı. Meclis'i çalıştırmak için muhalefet milletvekilleri ne yapabilir? Meclis sistemli ve bilinçli bir şekilde AKP tarafından işlevsiz bir hale getirildi. İktidar partisinin 316 milletvekili var, çoğunluk onlardan oluşuyor. İktidar partisinin lugatında demokrasi kavramı yer almadığı için, “çoğunluk biziz, biz ne dersek o olur” anlayışıyla meclis faaliyeti yürütüyorlar. Toplumun diğer kesimlerine ve o kesimlerin temsilcileri aracılığı ile dile getirdikleri taleplere kesinlikle kulakları kapalı. Tartışmak veya tartışmaya açmak istemiyorlar. Soru önergelerini yanıtlamıyorlar, meclis araştırma önergelerini geçirmiyorlar, alt komisyonları diledikleri gibi seçiyorlar, diledikleri gibi hareket ediyorlar. Yukarıdan aşağıya doğru bir tür faşizm inşa etmiş durumdalar. Saray nasıl kanunu, hukuku tanımıyorsa, parlamento grupları da farklı bir sesi, farklı bir talebi tanımıyor. Bu durumda muhalafet partisi milletvekillerine en büyük destek gündemle ilgili kamuoyu desteği. Mesela çocuklara yönelik cinsel istismarın araştırılmasının istenmesini reddeden AKP grubu ciddi bir kamuoyu tepkisi aldı, nitekim bir süre sonra geri adım atmak zorunda kaldı. Bu baskı reddettikleri komisyonu kurmak zorunda bıraktı onları. Parlamentoyu bu şekilde sokakla ve STK'larla buluşturmayı başarırsak, oluşacak kitle gücünden AKP grubunun çekineceğini söyleyebilirim. Bu da bize Meclis’i çalıştırabilmek için bir fırsat sunar.   Bir kadın siyasetçi olarak kadınların Türkiye'de siyaset alanında karşılaştıkları en önemli sorunlar nedir? Temelde bir temsiliyet ve eşitlik sorunu var. Sadece siyasette değil, bürokraside de böyle. 25. dönemde 550 milletvekilinin yalnızca 96’sı kadın. Bundan ala sorun var mı? Kadının en başta temsiliyet sorunu var. 54 bin muhtardan sadece 400‘ü kadın. Cumhuriyet döneminde sadece üç kadın emniyet müdürü görev yaptı. 900 Kaymakamdan sadece 13’ü kadın, 900 ilçe belediyeden sadece 14’ü kadın başkan. Müsteşar, elçi, genel müdür gibi üst düzey bürokratlardaki kadın oranı  sadece yüzde 7. Öte yandan erkeklerin dünyası olarak siyaset alanının kodlanmış olması kadınların da erkekleşmesi gerektiği beklentisini oluşturmuş durumda. Sert, yumruğu masaya vuran, bağıran, Thatcher modeli demir lady kadın siyasetçiler bekleniyor. Bu başlı başına bir cinsiyetçilik örneği. Bunun yanında erkekler dünyasında ezilmeden, ayağına basılmadan, kalabalığın ortasında gözüne birisinin dirseği gelmeden ayakta durmayı başarmak ciddi çaba gerektiriyor. Kadının siyaset dışında verdiği var olma yaşama dahil olma savaşı siyasette de hiç farklı değil. İşte en yakın örnek kurdukları kirli vakıflardaki istismarı önlemek yerine saklamayı tercih eden iktidarın cinsiyetçi zihninin kodlarıyla kadınlık üzerinden siyaset yürüterek kurtulma çabası. Akılları böyle çalışıyor ve bu meşru.   Kamuoyunda ve medyada CHP ile HDP'nin bir demokrasi cephesi kurması gerektiğini söyleyenler artıyor. HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş'ın da bu yönde bir çağrısı oldu. Sizce CHP'nin bu konuda tavrı ne olmalı?   CHP Atatürk İlkelerini, Cumhuriyet’in kurucu değerlerini, aydınlanmayı ve modernizmi temsil eden, 12 milyon seçmeni, 81 il örgütü, 900 ilçe örgütü, 134 milletvekili, 230 belediye başkanı, 93 yıllık tarihi ile  bir Türkiye örneklemidir. CHP ile nereye giderseniz karşılaşırsınız. CHP’yi hafife almamak gerek. CHP her zaman demokratik zeminde, Cumhuriyet’in kurucu felsefesinin etrafında, ilerici, aydınlanmacı ilkeleriyle emekten ve barıştan yana şiddet karşıtı bütünleşik bir anlayışta her türlü görüş ve öneriyi saygıyla dinlemeye değerlendirmeye açıktır. Topyekûn reddedişlerin, kapalı siyasetin 1 adım uzağına yol açtığı dönemde bu anlayışla ilkeli bir duruş sergilemiş ve toplumsal kazanç için çabalamış olması da bunun en iyi örneklerinden biri. 12970151_10154234686839236_726420686_o Siz sanatçı bir aileden geliyorsunuz. Sizce siyaset bugün Türkiye'nin kültürel gelişimini ne yönde etkiliyor? Tartışmasız siyaset bugün Türkiye’nin kültürel gelişimin olumsuz yönde etkiliyor. Onu da geçtim Türkiye’de bugün kültürel gelişimden bahsetmek bile zor. Tiyatrolar kapanıyor, sanatın içine tükürülüyor, heykeller yıkılıyor, filmler sansürleniyor, sanatçılar dava ediliyor, kitaplar toplatılıyor, tarihi eserlerin üzerine baraj yapılıyor, en önemli kültür sanat pozisyonlarına güreşçiler getiriliyor, bu ülkeden kültürel gelişim mi bekleniyor? Siyasetin merkezinde zaten anlamsız bir biçimde Cumhurbaşkanı var. O da ağzını küfürle, hakaretle açıyor; küfürle, hakaretle kapatıyor. Türkiye’nin kültürel ve sanatsal birikiminin durduğu hatta gerilediği çok kötü bir dönemden geçiyoruz. Türkiye’nin kültürel gelişimi bu 14 yıllık zaman zarfında resmen rehin alındı. Bu iktidar sorgulayandan korkuyor. Sanatın aydınlığını da bu yüzden engelliyor. Toplumların uyanışı sanatla mümkündür. Sanatın bugün en ağır şekilde baskıdan nasibini almadı da bundan. Biz yine de enseyi karartmayalım, geleceğe bakalım. Bu ülkenin Fazıl Say'ları, Genco Erkal'ları, onlardan el alan gençleri var. Sanat susmaz. Teşekkür ederim. Ben teşekkür ederim.  

Bu Yazıyı Yazdır