Bu Yazıyı Yazdır

Devlet
Devlet; her şeyi biz biliriz, kimse bizden daha iyisini, daha doğrusunu bilemez anlayışından vazgeçmelidir. Elinde sıkı sıkıya tuttuğu bu inisiyatifi bırakmama alışkanlığından kendini kurtarmalıdır. Devlet halkı bir tarafa itme alışkanlığını terk etmek zorundadır. Devlet artık halkın içinde olmadığı, halkın fikri beğenisi, oluru alınmadığı bir uygulamanın ömürlü olamayacağını doksan küsur yıldır anlamış olmalıdır. Yöre insanının görüşü alınmalı, tercihi sorulmalı. Bir kümesin iç halini o kümeste yaşayan tavuklar bilir. Bütün bunları niye söylüyorum. Merkez bilir anlayışı çökmüştür. Ya bizdensin ya da hainsin, teröristsin… anlayışının ayrımcılığı getireceğini çok iyi bilmek gerek. Dünya yerelleşirken biz hala ve inatla merkezileşmeye devam ediyoruz. Bugünün bütün sıkıntıları da bundan değil midir? Devlet uzlaşı kültürü yerine, boyun eğdirme alışkanlığını tez elden bırakmalıdır. Asla her şeyi bilen devlet değildir. Zaten olamaz da. Henüz Diyarbekir'deki Sanat Sokağı yıkılmamışken. Orada aslında güzel ve nitelikli sohbetlerde oluyordu. Bu sohbetlerin birinde, konu yine devletten açılmıştı. Bu kez ben ironi yaparak; - Devlet her şeyi bilir, gereğini yapar demiştim bu sohbetin arasında. Şalvarlı sırtında ağası olan bir orta yaşlı, bana ne dese beğenirsiniz? Virgülüne dokunmadan yazıyorum. “Hocam her şeyi bilen devlet olsaydı; bugünlerde 21. yüzyılın içindeyiz, boğuştuğumuz sorunları görmüyor musunuz? Sizin dediğiniz gibi olsaydı cumhuriyetin ilanından günümüze eşşek yükü kadar sorun birikir miydi? Dünya aya, yıldıza, Merih’e, Merkür’e gitmeye çalışırken biz hala ortaçağ koşullarında boğuşmuyor muyuz?” İnanın benim için işte o an deniz bitmişti, ne yalan söyleyeyim. Söyleyecek, savunacak gardım düşmüştü. Yalnızca ''sen de haklısın arkadaş'' diye biledim. Devletler; devlet adamları ile yönetilip yönlendirilir. Başbakan Ahmet Davutoğlu, geçen gün yaptığı konuşmada, "PKK, 2013 Mayıs'ına dönerse her şey konuşulabilir" demişti. Davutoğlu, "PKK silahı bırakacak, bunun başka yolu yok. Silah bırakıldıktan sonra, niye konuşulmasın barışın şartları içinde? O zaman siyasetin kanalı açılır. Silah konuşmaya başlayınca siyaset hissizleşiyor" ifadelerini kullanmıştı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bu sözlerden bir gün sonra Kızılay'ın Olağan Genel Kurulu'nda konuşurken, Davutoğlu'nu tersler nitelikte ifadeler kullandı. Basına şu sözler yansıdı. “Terör örgütü yöneticileri ve onların güdümünde hareket edenler zaman zaman müzakere, görüşme, çözüm gibi laflar ediyorlar. Ortada müzakere edilecek de görüşülecek de bir konu yoktur. Bunun böyle bilinmesi lazım. Silahlarıyla, roketleriyle, canlı bombalarıyla, bombalı araçlarıyla güvenlik güçlerimizi ve vatandaşlarımızı hedef alan teröristlerin önünde iki yol vardır. Ya teslim olup adaletin haklarında verecekleri karara razı olacaklar ya da kıstırıldıkları deliklerde birer birer etkisiz hale getirilecektir. Başka çareleri yok. Türkiye’nin önünde artık üçüncü yol kalmamıştır.” İnsan; bu ne yaman çelişkidir demekten kendini alamıyor. Sonuçta “Devlet” denen kavramın bir suçu yok. Hayrı da, günahı da onu yönetenlerindir. Tabii cezasını da halk çekiyor. Dostça kalın…   “Diyarbekir 5 Nolu Cezaevi, MÜZEYE dönüştürülsün.” “SUR İÇİ; DÜNYANIN EN BÜYÜK AÇIK HAVA MÜZESİ OLSUN.” SURİÇİ ESNAFINA ELVERELİM. AİLELERİMİZLE ALIŞ-VERİŞ İÇİN SUR İLÇESİNE GİDELİM.”   

Bu Yazıyı Yazdır