Samet Mengüç, deneyimli bir genel cerrah. Yaptığı zor bir meslek. Ama bu mesleğin zorlukları onu siyasi aktivitelerinden ve sivil toplum çalışmalarından uzak tutmuyor. Sokaktaki demokrasi ve barış mücadelesinin ön saflarında yer alıyor. Bir süredir de Barış Bloku'nun koordinasyonunda yer alıyor.
Gazetemizin yazarlarından olan Samet Mengüç uzun bir süredir İstanbul Tabip Odası yönetiminin çeşitli kademelerinde de faaliyet gösteriyor. Son olarak Genel Sekreter'di. İstanbul Tabip Odası bu haftasonu kongresini ve seçimlerini yapacak. Samet Mengüç ve arkadaşları seçime Demokratik Katılım Grubu adı altında katılıyor. Mengüç ile seçim öncesi buluştum ve hem İstanbul Tabip Odası kongresini hem Türkiye siyasetinde sivil toplum örgütlerinin rolünü sordum:
İstanbul Tabip Odası Genel Sekreteri olarak bir sene boyunca çok hareketli bir dönem geçirdiniz. Bu sene yaptığınız önemli etkinliklerden söz edebilir misiniz?
Hekimlerin ve hekim örgütlerinin asli görevi meslektaşlarının çalışma koşullarını ideal hale getirmek, özlük haklarını insani seviyelerde tutmak ve sağlık hizmetine ihtiyaç duyan her insana gerekli sağlık hizmetini sunmaktır. Bu alanda çok ciddi hukuki ve eylemsel mücadeleler verdik. 2015 yılında ''İnsanlık'' yaşadığımız coğrafyada tarihinin en trajedik dönemlerinden birini yaşadı diyebilirim. Bu trajediden doğal olarak temsilciliğini üstlenmiş olduğum hekim örgütüm de nasibini aldı. Hekimlik mesleğinin gereği olarak başta insan olmak üzere doğa ve çevre felaketlerine yol açan savaşlara karşı durmaya çalıştık, savaşların sona ermesi için ülkenin tüm demokrasi ve emek gruplarıyla birlikte eylem ve etkinlikler gerçekleştirdik. Suriye'de yaşanan savaşın ülkemizde yarattığı göç ve beraberinde yaşanan sağlık sorunlarına dikkat çekerek sağlık hizmeti verdik. Türkiye'nin sağlık politikalarının sağlık çalışanları üzerindeki baskıcı anlayışı ve sağlığın metalaştırılarak serbest piyasa koşullarına bırakan hükümet politikalarına karşı hem hukuki hem de eylemsel olarak mücadele ettik. 1. Basamak, kamu ve özel hastane hizmetlerinde, üniversitelerde yaşanan eğitim ve hizmet aksaklıklarını gidermek, işyeri ve muayene hekimliğinde yaşanan sorunlarla mücadele ettik. Sağlık çalışanlarına karşı artan şiddet olaylarıyla sık sık karşılaştık, toplumda ve sağlık alanında artan bu şiddetin sebep ve sonuçlarıyla mücadele ettik. İnsan hakları, barış, çevre ve ekoloji, hasta tutsaklar, göçmenler ve sağlık sorunları, işçi sağlığı ve iş cinayetleri, kadın cinayetleri ve kadın hareketleri gibi sağlığın direkt ve dolaylı her alanında uğraş ve mücadelelerin birer parçası olmaya çalıştık. Bu süreçte meslek örgütü olarak çağrıcı ve düzenleyicisi olduğumuz etkinlikte 10 Ekim Ankara katliamını yaşadık ve tanıklık ettik. Sadece ve sadece 'Barış' amaçlı tüm emek ve demokrasi güçlerini çağırdığımız Ankara Barış ve Demokrasi Mitingi'nde yaşadıklarımız ve sonrasındaki tanıklıklarımız bizleri ciddi anlamda olumsuz olarak etkiledi, bu etkiler maalesef halen de devam etmektedir.
Çatışma bölgelerinde İstanbul Tabip Odası olarak bulundunuz, raporlar hazırladınız, eylemler yaptınız. Bu aktivitelerinizi odanızın faaliyetleri içinde nasıl tanımlıyorsunuz?
İstanbul Tabip Odası yönetimi olarak insana ve doğaya bakış açımız ve ilkelerimiz vardır. Mesleğimizin varoluş nedeni insanı bedenen , ruhen, fikren, siyaseten ve ekonomik olarak olumsuzluklardan korumak veya bir olumsuzlukla karşılaşmışsa bu durumdan kurtarmaktır. Dolayısıyla çatışma ortamları bu saydığımız tüm olumsuzlukların kaynaklarından biridir. Doğal olarak bu çatışma ortamlarının önlenmesi veya sonlandırılmasını da hekimlik görev ve sorumluluklarımız arasında görürüz. Bu nedenle ülkenin Kürt bölgesinde yaşanan her türlü çatışma ve kaos ortamına her an müdahil olarak bazen yetkilileri uyarmak, bazen yaşanan mağduriyetleri gidermek, bazen de yaşanan mağduriyetleri tespit etmek için çatışma bölgelerinde bulunduk. Silvan, Cizre, Silopi, Şırnak, Diyarbakır, Yüksekova gibi çatışma ve ablukaların tüm toplumu etkileyecek şiddette yaşandığı illerde hekimlerin çatı örgütü olan Türk Tabipleri Birliği bünyesinde detaylı ve kamuoyunu bilgilendirme amaçlı raporlamalar yaparak kamuoyu ile paylaştık.
Siz İstanbul Tabip Odası Genel Sekreterliği'nin yanı sıra Barış Bloku koordinasyonundasınız, bir tıp insanı olarak kendinizi barış mücadelesinde nasıl konumlandırıyorsunuz?
İnsanın yaşadığı ortamla birlikte ruh, beden ve düşünce olarak tam iyilik hali hekimliğin varoluş sebebidir. Bu iyilik halinin sağlanabilmesinin temel koşullarından ve belki de ilki 'Barış' kavramıyla ifadesini bulan koşullardır. Yani hekimler ve hekimlik barışın doğal savunucusu ve emekçisidir. Çünkü şunu çok iyi biliyoruz ki; barış olmayan bir ortamda saydığım iyilik hallerinin tam olması mümkün değildir. Eğer bulunduğunuz yerde barış bozulmuşsa ilk işinizde bu barış ortamını temin ve tesis etmek olmalıdır. Bu nedenle her türlü barış etkinliklerinin içinde yer alarak yapmamız gerekenleri yapmaya çalıştık. Barış Bloku, Barış İçin Sağlıkçılar, Barış İçin Beyaz Bayrak, Barış İçin Akademisyenler, Barış İçin Herkes platformlarında aktif görev ve sorumluluklar aldık, almaya da devam edeceğiz.
Sivil Toplum Örgütleri bugünün Türkiyesi'nde sürece nasıl müdahale etmelidir / edebilir mi?
İstanbul Tabip Odası bir meslek örgütü olması yanında aynı zamanda bir sivil toplum kuruluşudur. Meslek odaları mensuplarının mesleklerini icra ederken karşılaştıkları sorunları gidermek, çalışma koşullarını ve özlük haklarını korumak ve iyileştirmek için uğraş vermektir. Demokratik bir toplumda yine biliyoruz ki sağlıklı bir toplumsal doku sivil örgütlenmelerle mümkündür. Akademik sosyolojinin kurucusu olan Emile Durkheim toplumsal örgütlenmeleri tanımlarken geleneksel ve modern toplum ayrımının temel yapılarından birini bu örgütlenmeler üzerine kurar. Geleneksel toplumlarda örgütlenmeler homojen olur, örgütlenmeye üye olanlar başlangıçta tanımlanan ve idareciler tarafından belirlenen amaçlarla bir araya gelirler ve çokta sorgulamazlar (Cemaat ve Cemiyet örgütlenmeleri gibi). Durkheim modern toplumda olması gereken örgütlenmeleri Organik Örgütlenmeler olarak tanımlar. Organik örgütlenmelerde üyeler heterojen yapıdadırlar yani bireysel farklılıklarıyla birlikte örgütlenmeye katılırlar. İstanbul Tabip Odası yönetiminde bulunan Demokratik Katılım Grubu'nu Durkheim'in tanımladığı Organik Örgütlenme modelinin bir örneği olarak değerlendirebiliriz. Yani bireysel farklılıkları barındıran dünyaya barış içinde emek ve demokrasi perspektifiyle bakan, her bireyin katılımıyla işlev gören bir hekimlik örgüt anlayışıdır diyebiliriz. Biz yaptıklarımızla ülkede yaşanan sürece müdahil olmaya çalıştık. Sürece etkimizin takdirini Türkiye kamuoyuna bırakmakta fayda vardır.
Bu hafta kongre ve seçim yapıyorsunuz Tabip Odası'nda. İçinde bulunduğunuz Demokratik Katılım Grubu'nun öncelikleri ve gündemi nedir?
İstanbul Tabip Odası hem Türkiye hem de Avrupa'nın en büyük hekim örgütüdür. 32.000'den fazla üyesi mevcuttur. 23 ve 24 Nisan tarihlerinde iki yılda bir yapılan seçimli genel kurulunu gerçekleştirecektir. İnsandan, emekten, demokrasiden ve barıştan yana olan bir hizmet anlayışı ile 25 yılı aşkın bir geçmişi olan Demokratik Katılım Grubu olarak bu seçimleri kazanarak yeniden yönetime gelmek istiyoruz. Sağlık Bakanlığı'nın bürosu olmayacak, Saray'ın bir odası olmayacak, hekimlerin haklarını önceleyen, bunun yanında toplumsal duyarlılıklara kayıtsız kalmayan Tabip Odası olmaya devam edeceğiz. Bir meslek örgütü olarak ülkenin demokratik mücadelesinde bulunduğumuz yer ve konumdan dolayı bizlere destek veren tüm meslektaşlarıma da bu vesileyle bir kez daha teşekkür etmek isterim.
Oda seçimlerinde oy kullanacak meslektaşlarınıza nasıl bir mesaj vermek istersiniz?
24 Nisan 2016 tarihinde İstanbul Sultanahmet'te geçmiş yıllarda yaptığımız gibi geçmişlerimizi yad ettiğimiz, geleceğimizi belirleyeceğimiz bir şenlik havasında her türlü farklılıklarımızla birlikte tüm meslektaşlarımı oy kullanmak için davet ediyorum. Barış ve kardeşlik kazansın diyorum...
Çok teşekkür ederim.
Ben teşekkür ederim.
