Bölünmeye Neden Olabilecek Beyanlardan Kaçınılmalı
Ben bir soruna parmak basmak istiyorum. Gerçekten çözülmesi gereken bir soruna…
10 Ekim, 17 Şubat, 13 Mart istenmeyen, benimsenmeyen, hiçbir koşulda kabullenmeyen olayların sonunda, zevahiri kurtarmak için, güya insanları rahatlatmak için yapılan konuşmalar gerçekten tehlikeli, zararlı, insanları ayrışmaya yönelten konuşmalardır.
Sonrasında; “daha ne kadar öleceğiz?” sorusunu sormadan da edemeyeceğim.
Bu soruyu; ülkeyi yönetenlere, ilgili kurum ve kuruluşlarına sormak gerekir.
Güvenlik sorunu, istihbarat açığı enine boyuna masaya yatırılmalı ve çözüm süreci sorgulanmalıdır.
Bu ülkeyi yönetme konusunda muktedir olanlar, bu olup-bitenleri birilerinin ya da bir kurumun üzerine yüklemek yerine; velev ki doğru olsa bile, içsel toplantılarda çözüm aranmalı ve ona göre ne yapılacaksa, onları bir devlet vakarıyla yapmalı. Bunları halka duyurarak hem yeni düşmanlar yaratmak hem de duyulan acılar nedeniyle insanları birbirine düşman etmek gereksizdir.
Diğer bir soru; ''Neden bunlar engellenemiyor ya da hangi yanlış politikalar sonucudur ki bu işler başımıza geliyor?''
Bu soruların yanıtını; hükmedenler, genel ve de yerel yönetenler enine-boyuna düşünmeli ve çözüm bulmaya çalışmalıdırlar.
Ayrıca bu yayın yasaklarını da bir türlü aklım ermiyor. Dünyanın hiçbir ülkesinde her olaydan sonra yayın yasağı koymak gibi bir durum yok. Ki bu davranış ülkemiz insanları arasında yanlış anlaşılmalara neden oluyor, insanlar başka yerlerden haber almaya başvuruyor, doğaldır ki çoğu kez sağlıksız, hatta asılsız haberlere itibar etmek durumunda kalıyor.
İnsanın devletine, hükümetine olan güvenini sarsıyor. Sonrasında daha çok paniğe kapılıyor insanlar.
Acaba bizden saklanan daha farklı olaylar mı var? Benzeri sorularla insanlar kendini yiyip bitiriyor.
Ayrıca sürekli, henüz aslı astarı belli olmadan, olan-bitenleri Kürtlere yüklemek, Kürt örgütlerine yüklemek; hem Kürt yurttaşların moralini bozuyor hem de Kürtleri diğer insanlar karşısında düşmanlaştırıyor.
Kardeşim kim yaparsa yapsın, senin işin onları yakalamak ve hak ettikleri cezayı vermektir. Halkları neden birbirine düşman edecek beyanlarda bulunuyoruz? Bu gibi açıklamalar insanlar arasında düşmanlaştırmayı getirir. Toplumlar arasında kavgayı sivrileştirir, keskinleştirir. Onun için bu yola başvurmakla insanlar arasındaki toplumsal ayrışmayı körüklemiş oluruz.
Sonuç;
Varsa yoksa; “kimse bizi yıldıramaz”, “ tek terörist kalana kadar mücadelemiz devam edecek” edebiyatı çok,
ancak ''başkan'' yapmayan Kürtleri öldürerek, her türlü melaneti Kürtlerin üstüne yükleyerek, ülkede yapılan hırsızlıkları, yolsuzlukları, yazan medyanın üzerine bir kabus gibi çökerek bir ülke yönetilemez.
Dostça kalın…
“Diyarbekir 5 Nolu Cezaevi, MÜZEYE dönüştürülsün.”
“SURİÇİ; DÜNYANIN EN BÜYÜK AÇIK HAVA MÜZESİ OLSUN.”
“SURİÇİ ESNAFINA ELVERELİM. AİLELERİMİZLE ALIŞ-VERİŞ İÇİN SUR İLÇESİNE GİDELİM.”
KİMSE YALNIZ KALMASIN
Türküler dinlerdim
Yalnızlık üzerine yakılmış.
Şiirler okurdum,
Yalnızlıktan sözeden.
Şarkılara kulak verirdim,
Yalnızlık üzerine.
Affedersiniz, gülerdim.
Hiç böyle şey olur mu derdim.
Sen misin bunu diyen.
Al sana hem de en alasını.
Bu felek de çok acımasızmış.
Yani, sadece güldüm, ne olmuş.
Bence yaptığı çok ayıp,
Böyle mi yapılır,
Yapayalnız mı bırakılır.
Demek insan yapayalnız kalırmış;
Hem de koca bir metropolde,
Panayırda,
Sergide,
Fuarda,
İğne atsan yere düşmez bir yerde,
Yalnız olmak nedir bilir misin?
Seni bilmem ama ben öğrendim.
Yaşadım.
Yalnızlık çok kötü bir şey…
Kimse yalnız kalmasın.
RECEP YILMAZ