Akademisyenler Tahliye Edildi
Barış İçin Akademisyenler İnisiyatifi’nin bildirisine imza attıkları için tutuklanan akademisyenler tahliye edildi.
Barış İçin Akademisyenler İnisiyatifi’nin bildirisine imza attıkları gerekçesiyle “terör örgütü propagandası” suçlamasıyla tutuklanan Yrd. Doç. Dr. Esra Mungan, Doç. Dr. Kıvanç Ersoy, Yrd. Doç. Dr. Meral Camcı, Muzaffer Kaya’nın ilk duruşması bugün Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’nde görülüyor.
Tutuklu akademisyenlerin savunmalarından sonra savcı akademisyenlerin tutukluluk halinin devamını istedi. Mahkeme duruşmaya ara verdi.
Aradan sonra söz alan savcı TCK 301 kapsamında kalma ihtimali ile durma kararı verilmesi talebini tekrar etmekle birlikte Adalet Bakanlığından geç cevap gelme ihtimali olduğundan" dilerek akademisyenlerin tahliyesini istedi
Savcı “TCK 301/4 maddesi ile dosya hakkında durma kararı verilerek izin için Adalet Bakanlığına gönderilmesi ve delil durumu itibarıyla suçun mahiyeti ve sanıkların kaçma şüphesi bulunduğundan tutukluluk hallerinin devamına karar verilmesini talep ediyorum” dedi.
Aradan sonra söz alan avukatlar yaptıkları savunmada tutuklu akademisyenlerin beraatini istedi.
Avukatların savunmalarından sonra mahkeme tutuklu akademisyenler Yrd. Doç. Dr. Esra Mungan, Doç. Dr. Kıvanç Ersoy, Yrd. Doç. Dr. Meral Camcı ve Muzaffer kaya hakkında tahliye kararı verdi. Dava 17 Eylül'e ertelendi. 301 için de izin kararı beklenecek.
AKADEMİSYENLERİN İFADESİ
MUZAFFER KAYA: BİZİM ŞAHSIMIZDA İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ YARGILANMAKTADIR
Duruşmada savunma yapan Muzaffer Kaya 2212 akademisyen ile beraber barış bildirisini imzaladıkları için 40 gündür tutuklu olduklarını belirterek “Bugün bizim şahsımızda ifade özgürlüğü yargılanmaktadır. Bu iddianamenin yarısından çoğu bizim söylediklerimizdir. Çözüm süreci bölümü var iddianamede. Bu bölümde iki problem var. Kötü bir özet olmuş.Süreci hepimiz biliyoruz, gereksiz detaylara girilmiş. Operasyonlarda kimler yakalandı gibi ayrıntılar var. Açıkçası öğrencim bana böyle bir özet sunsa on üzerinden iki bile vermem. 100 bin kişinin öldüğünü yazıyor savcı. wikipedia’dan yararlanmış iddianamaede 84 yıldan beri kayıtlarda 40 bin insan öldüğü yazıyor savcı wikipediaya bakmış daha ciddi kaynaklara bakması gerek. 2005 yılındaki çözüm sürecinin Recep Tayyip Erdoğan’ın Diyarbakır konuşmasındaki paradigma ile başladığı yazılıyor iddianamede. Ve Suruç’ta 20 Temmuz’da iki polisin öldürülmesi ile çözüm süreci bitti deniliyor. Bildirinin kaleme aldığı günlerde ‘analar ağlamasın’ söyleminden keskin dönüş yaptı. Haftalarca sokağa çıkma yasakları ile sağlık ve eğitime ulaşılamadı. Cenazeler sokaklarda kaldı. Çocukların ölü bedenleri buzdolabında saklandı ve tek bir soruşturma bile açılmadı. Sağlık Bakanlığı 355 bin yurtdaşın evinden ayrıldığını söyledi. Biz bu ülkenin yurttaşları olarak maaşımızı alıp korunaklı hayatlatımızı sürdürmedik” dedi
Mahkeme heyetine seslenen Kaya bildirinin içeriğinin beğenilebilinmeyeceğini ama terör propagandası olduğunun söylenemeyeceğini belirterek şunları söyledi: “Bu açık gerçeği size ispatlamaya çalışmak sizin zekanıza hakaret olur. 40 gündür bunu ispatlamaya çalışıyoruz. Savcı Bese Hozat adlı örgüt yöneticisinin talimatıyla bildiyi yayınladığımızı söylüyor. Sayın hakim iddianamede adı geçen örgüt yöneticisinin talimatıyla akademisyenleri harekete geçirdiğini düşünmek örgüt propagandasıdır. Savcı bize isnat ettiği suçu kendi işledi. Sayın hakim öz yönetimin demokrasinin geliştirilmesi anlamında tartışılması gerektiğini düşünüyorum, ama öz yönetim ilanlarıyla bizim bildirimizin alakası yok. Biz bildirimizle temel insan haklarına sahip çıktık. Öz yönetim kelimesi bir kez geçmiyor iddianamede o nedenle temelsizdir. Olmayan birşeyin olmadığını ispatlamaya çalışıyorum şu anda. Herhangi bir yasal ya da siyasi otoriteden talimat almayız, bizi bağlayan tek şey hakikattir.
İddianamedeki başka problem ise suç olmayan şeylerin suç gibi gösterilmesidir. ‘Operasyonları durdurmak için kamuoyu oluşturmak’ deniliyor. Kamuoyu oluşturmayı suç sayıyor savcı. Kamuoyu oluşturmak modern siyasetin temelidir. Anayasasında demokratik cumhuriyet yazan bir ülkede sürcü lisan değilse bu kamuoyu suçlaması skandaldır.
İddianamede suçmuş gibi ‘BM’nin gözlemci satatüsü ile görevli göndermesine zemin hazırlamak’ diye bir suç yer almış. Erdoğan da Chomsky’yi çağırdı akademisyenler için. ‘Gelip kendi gözlemlesin’ dedi. E biz de onu yaptık.”
Duruşma öncesinde bir açıklama yapan HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ: "Bugün burada ‘düşünceyi ve kalemleri tutsak edemezsiniz' demek için biraraya geldik. Tam bir gasp ve zulüm politikasıyla karşı karşıyayız. Her tarafımız kuşatılmış olabilir, dört taraftan irademizi kuşatıyorlar ama kalemin özgürlüğünü savunanlar da vardır. Bugün, yargılayanları yargıladılar. Ben inanıyorum ki barış için akademisyenler de bugün, onları yargılayanları yargılayacaklar. Bugün burada hep birlikte yargılayanları yargılayacağız. Adalet mücadelesi ve adaleti savunma hareketi işte bu alanlardadır, bu meydanlardadır. Barış için akademisyenlere sahip çıkan bizler varız. Bizim için bu, özgürlük, adalet, eşitlik mücadelesidir. Savaşa karşı halklarımızın barış iradesini her yerde haykırmaya devam edeceğiz. Barış için biraraya gelenler olarak, bugün akademisyenleri almaya geldik. Can Dündar ve Erdem Gül'ün yargılanmasının tek bir sebebi vardır : haber yapmak" diye konuştu
BEN GERÇEK VE KALICI BİR BARIŞ TALEP EDİYORUM
Kaya’dan sonra ifade veren Esra Mungan Kendileri hakkında hazırlanan iddianameyi eleştirerek, “İddianamenin 11 sayfasında elle tutulur hiçbir şey yok. Ne bir delil ne bir tanık var. İddianame asıl şunu demek istiyor: ‘Sen devlet gibi düşünmek zorundasın eğer bunun aksini düşünüyorsan tutuklarım.’ Devletin parasını yediğimiz söyleniyor. Sanırım bizim ne yaptığımızı bilmiyorlar. Bizler haftada 50 -60 saat çalışıyoruz. Bizler geleceğin bilim insanlarını yetiştirmeye çalışıyoruz. Ben ne talep ediyorum? Ben gerçek ve kalıcı bir barış talep ediyorum. Yani şiddeti üreten ortamın kaldırıldığı farklılıkların hakları ve düşünceleri ile yan yana eşit olarak yaşadığı bir ülke talep ediyorum” dedi.
“Bu devletten de suç işleyenlerin yasal sınırlarını aşıp adalete teslim edilmesini tabi ki talep etme hakkım olmalıdır” diyerek savunmasına devam eden Mungan, Dersim, Maraş, Sivas ve Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca gerçekleştirilen katliamları hatırlattı. Mungan, "Bu katliamların hesabı verilmediği gibi geriye kalanların bu katliamların yaslarını tutmasına bile izin verilmedi" dedi.
2013'te süreç başlar başlamaz ölümlerin durduğunu gördüklerini söyleyen Mungan, "Bütün bir ülkeyi çocuğu, askere ve gerillaya giden anneler bizi umutlandırdı. 11 Ocak'ta ölümlerden nefes alamaz bir hale geldiğimiz noktada bir tekme ile devrilen masaya dönün çağrısı yaptık. Aylar süren ağır ablukaların kaldırılmasını talep ettik. Bizim bu metinde herhangi bir örgüte övgü yoktur. Metin analizi yapıldığında da bu görülecektir. Metin devlete hitabendir. Çünkü yasal muhatap devletin kendisidir" diye konuştu.
‘AKADEMİSYENLERİN DEVLETİ BARIŞ POLİTİKASINA ÇAĞIRMA HAKKI VARDIR’
Mungan savunmasını söyle sürdürdü: "Bu mahkeme tüm tarafsızlığı ile şunu göstermelidir. Akademisyenlerin devleti barış politikasına çağırma hakkı vardır. Hiçbir kaçma delil karatma ihtimalimiz yokken tutuklanıyoruz. Umarım bu mahkeme Türkiye ve dünya kamuoyunun vicdanını rahatlatacak karar verir.”
‘İMZALADIĞIMIZ BİLDİRİ AYDIN OLMANIN GEREĞİDİR’
Mungan’dan sonra söz alan Kıvanç Ersoy imza atarak ve basın açıklaması yaparak barış istediği için terör propagandası yapmakla yargılandığının altını çizerek “Bu asılsız, mesnetsiz suçlamayı kesinlikle reddediyorum. Talimat iddiası aydın tanımının bilinmediği fikrini oluşturdu. Bize ‘aydın’ diyor savcı; teşekkürler ama aydın kelimesinin anlamını bilmiyor. Aydın otoriteyi karşısına alır (Emile Zola'ya atıf yapıyor) Okuduğumuz ve imzaladığumız kelimeler aydın olmanın gereğidir. İmzaladığımız bildiri aydın olmanın gereğidir. Bizler cansız bedeni buzdolabında saklanan çocukların, beyaz bayrakla vurulanların can güvenliği için bildiriye imza attık. Barış istediğimiz için attık. Barışı savunmak aydın sorumluluğudur. Aydın hiçbir çıkar gözetmeden hiçbir yerden talimat almadan korkusuzca fikrini savunan kişidir”
Ersoy bileğindeki kelepçe izini göstererek: “İşte biz böyle getirildik. Pişman değiliz yine olsa yine bildiriyi imzalarız” deyince salondaki izleyiciler tarafından alkışlandı.
Mart ayında bir konferansa gidemediğini yurt dışında tutuklu olduğunun öğrenildiğini dile getiren Ersoy: “Ülkemiz meslektaşlarımızın önünde küçük düşürüldü.. Sayın hakim sizden beklentim siz de bu suça ortak olmayın. Savcı zorla bizi kahraman yaptı. Kimsenin ‘İrfan Fidan’ın iddianamesiyiz’ diyeceğini sanmıyorum ama ‘Meral Camcı’nın karanfilleriyiz, Kıvanç Ersoy’un denklemleriyiz’ diyor insanlar. Barışı savunmak anayasal haktır. Beraatimi talep ediyorum” dedi
ASLOLAN ELEŞTİREL DÜŞÜNCE ÜRETMEK, YAZMAK, KONUŞMAK, GERÇEKLEŞTİRMEKTİR.
Ersoy’dan sonra söz alan Meral Camcı ise kamuoyunda 1128 akademisyenin imzaladığı barış metnininin örgüt propagandası olmasının okuyamama durumu olduğunu belirterek şunları söyledi: Derhal beraat kararı verilmesini talep eder olduğumu, devleti muhatap gördüğünü vurgularım. Bilim insanı tanıktır. Aslolan eleştirel düşünce üretmek, yazmak, konuşmak, gerçekleştirmektir. Tanıklık dedim.. Sesiz bir tanıklığın konu bile olmayacağı aşikardır. Kast ettiğim gerçekliğin yüksek bir şekilde dile getirdiği bir tanıklıktır. İmza metni sivil ölümlerine, yasaklara, yaşam hakkının ihmal edilmesine muhalefetin dile getirilmesidir.
Tanıdığım tek insiyatif kendi insiyatifimdir, evrensel değerler ve vicdanımdır kimseden talimat almadım almam.”