Darbelerden anılar (1)
Bu günlerde darbelerden söz etmek, yazıp çizmek bayağı moda oldu. 27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980, 28 Şubat vesaire… Biz o günleri yaşayanlar; dünün o pislikleri, envai çeşit işkenceleri… Anımsadıkça içimiz kararıyor.
Ben hayatın her türlü zorluklarından, yaşanır bölümler çıkarmayı yeğleyen biriyim. Şimdi de öyle yapacağım.
Bu karanlık günleri, işkenceleri, o bir daha görmek istemediğim kirli yüzleri bir nebze olsun unutturmak istiyorum sizlere.
Sene 1971. Diyarbakır Eğitim Enstitüsü’nde öğrenciyim. Okulumuzda Edirne’den Kars’a hemen hemen her ilden öğrenci var.
Eee ne de olsa Diyarbakır(canım benim). Okulumuzun öğrencilerinin yüzde 95’i sol tandanslı, yüzde 5 kadarı da sağ görüşlü.
Tabii konumuz bu değil…
Okulda bir gün bir karmaşa oldu. Okul Müdürünün daveti üzerine jandarma okulu bastı. Yayın odasında bulunan ben dâhil 9 öğrenci ile kapının önünde tesadüfen(mi) duran bir sağcı öğrenciyi apar topar cemseye bindirip ‘sıkıyönetim’e götürdüler.
Nizamiyeden içeri girdik. Kapısının üzerinde “sorgu odası “ yazan bir odaya tıktılar bizi. İçeride iki er, bir de elinde amansız bir jop bulunan heyula gibi, asık suratlı bir başçavuş vardı.
Önce bir “hoş geldiniz beyler” dedi. Bu şekilde karşılanmanın rahatlığını yaşayamadan “sen hangi görüştensin” sorusuyla jop inip kalkmaya başladı. Neyse ki bize öğretmişlerdi. Kimimiz; ben demokratım, kimimiz ben yurtseverim, kimimiz ben vatanperverim… diyerek sorguyu rast gele jop darbeleriyle geçiştirdik. Sıra en sonda bulunan sağ görüşlü arkadaşa geldi. Başçavuş bu kez ona sordu:
- Sen hangi görüştesin?
O da:
- (Göğsünü gere gere) Ben antikomünistim, dedi
Bu sözler üzerine gözleri dönen Başçavuş:
- “Ulan o….. çocuğu, biz komünizmin her türlüsüne karşıyız. Bilmiyor musun?” diyerek eşek sudan gelinceye dek dövdü. Kolunu kafasını kırdı.
Avukatların girişimleri sonucu birkaç gün sonra salıverildik. Okula döndüğümüzde bizler sağlam, ” antikomünistim” diyen arkadaşın başı, kolu sarılıydı.
Bu gerçeği arkadaşlara izah etmekte bayağı zorlanmıştık…
Orada birkaç gün kalmama rağmen bayağı içim sıkılmış, aşağıdaki dizeleri karalamıştım:
NEFRETİM VAR
Tiksindiriyor beni
Loş karanlık, nemli duvar, ıslak zemin,
Soysuz insanlar..
Gözlerim kamaşıyor
Baktığımda; Küçük penceremden sızan ışığa.
Nefretim var; Demir parmaklıklara,
Darbelere, kaypaklara,
Korkak ve kancıklara.
Güler misiniz ağlar mısınız bilemem. Ama ben bunları yaşadım, Sizlerle paylaşmak istedim. Yüzlerinizdeki gülücükleri görür gibiyim.
Dahası mı?..
Dahası var tabi, yazacağım.
Günler torbaya girmedi ya!..
Dostça kalın…
“Diyarbekir 5 Nolu Cezaevi, MÜZEYEdönüştürülsün.”
“SUR İÇİ; DÜNYANIN EN BÜYÜK AÇIK HAVA MÜZESİ OLSUN.”