OYUN BİTER
Kafamızın arkasındaki ötekileştirme anlayışını söküp atmadıkça bakın neler olur.
Barışı hep özler oluruz.
Böl, parçala, yönet’çilerın ekmeğine bilerek ya da bilmeyerek devamlı yağ sürmüş oluruz.
Bugün bana, yarın sana doğrusunu, göz ardı etmiş oluruz.
Beni dövdüğünde sen, seni dövdüğünde ben, oralı olmamaya devam ederiz.
Önce insan düsturundan uzaklaşırız.
Eşitlikçi anlayıştan uzaklaşırız.
Hep bana, Rab banacı oluruz.
Gözümüzü, gönlümüzü; önümüzü göremeyecek kadar hırs sarar.
Kısacası ucuzlarız.
Satın alınmamız kolaylaşır.
Kurtla kuzu karışır, o sürüde güdülen biz oluruz.
Faşizm cehenneminin içine düşer farkında bile olmayız.
Hani Divan Şiirinin en büyük Üstatlarında şair Fuzuli demiş ya:
“Ol mahiler ki derya içredir, derya nedir bilmezler.” Bu söz işte bu durumun en güzel anlatımıdır.
Kim ki ben Kürtlerden üstünüm ya da kim ki ben Türklerden üstünüm diyorsa iyi bilinmelidir ki gerçek çukur odur.
Kim ki benim dilim seninkinden güzeldir,
Kim ki benim mezhebim seninkinden uludur,
Kim ki benim rengim seninkinden aladır,
Kim ki ben senden üstünüm, derse;
Ona cevap en az bin beş yüz yıl önce verilmiş biline.
Nasıl mı?
Söyleyeyim;
Şair taa bin beş yüz yıldan evvel demiş ki;
“Yoklansın kafatası,
Mezarda her ölenin;
Farkı var mı görelim,
Hükümdarla kölenin.”
Evet gelin; sağcısıyla, solcusuyla, ulusalcısıyla …kafamızın arkasındaki ötekileştirmeyi, kör bir kuyuya atalım, bir olalım, birlik olalım.
Barışa, bağımsızlığa, özgürlüye; el ele vererek, güç birliği ederek, birlikte yürüyelim.
Zafer yolu, birlikten geçer.
O kadar çok kolay oyuna geliyoruz ki,
O kadar çok kolay aldatılabiliyoruz ki…
Bunu bir fıkrayla doğrulamaya çalışayım.
Fıkra şöyle:
“Çocuğun birisi berber dükkanına girmiş.
Berber giren çocuğa bakarak, traş ettiği müşterisine;
Şu içeri giren çocuk var ya, dünyanın en salak insanı. İzle şimdi… diyerek çocuğu yanına çağırmış. Bir eline bir lirayı diğer eline ise beş lirayı almış ve çocuğa uzatarak bunlardan hangisini alırsın demiş.
Çocuk bir lirayı almış ve berber dükkanından çıkmış.
Adam müşterisine dönerek;
Gördün mü? Hiç değişmiyor. Bu çocuk tam bir aptal, demiş.
Daha sonra müşteri traşını olup dışarı çıkmış. Az sonra yüz metre ötede dondurmacının önünde dondurma yiyen o çocukla karşılaşmış.
Dayanamamış ve çocuğa; neden beş lirayı değil de bir lirayı aldın, diye sormuş.
Çocuk keyifle dondurmasını yalayarak:
Beş lira aldığım gün bu oyun biter, demiş.
Yaa işte böyle.
Hadi gelin biz de bu birlikte bu oyunu bitirelim.
Başka çaremiz yok.
Dostça kalın…
“Diyarbekir 5 Nolu Cezaevi, MÜZEYE dönüştürülsün.”
“SUR İÇİ; DÜNYANIN EN BÜYÜK AÇIK HAVA MÜZESİ OLSUN.”