• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    YAĞMURUN SESİ BİZİ ÇAĞIRIRKEN

     

    Yağmuru da yağmurlu günleri de çok seviyorum. Yağmurlu gecelerse olmazsa olmazım. O sert poyrazın estiği sulusepken gecelerse beni kendine çeken kadın kıvamında… Yürüme sarhoşluğuna bir kapılmaya gör; derin deniz sarhoşluğuna düşmüş bir dalgıç gibi hayattan kopar gidersin. Yağmur sana müziğin en hızlı ritmiyle eşlik etmektedir. Ne seni ne kadar ıslattığından ne de üşüdüğünden haberin vardır. Öylesine kendini kaptırdığın müziğin içinde kendini şiirle kaplanmış bir halde bulduğundan mıdır bilmem; en az bir şişenin dibini bulmuşçasına ıslaklıktan, şiirden kendini kaybedecek kadar esrikliğin doruğuna çıkmışsındır.

    Bilge kişi kafasını unuturmuş. Sahi nerden duymuştum bu cümleyi. Bütün renkler yağmurun boyayı bulanıklaştırmasına benzer bir güzellikte birbirine doğru akıyor. İstiklal Caddesi’nin kendine özgü insanları, kendi şiirlerinin kayrasına kendilerini kaptırmışken, o doyumsuz aşk dolu geceye bizi de katıyor. Kadının biri yanık bir türküye asılmış bizi de girdabına çekiyordu… Kestaneciler, mısırcılar, seyyar satıcılar hepsi bir resmi tamamlıyorlar. Sahi turşucuları nerede İstanbul’un? İstanbul’a ilk geldiğim yıllarda bardak içinde acı suyuyla hemhâl olmuş o kornişonları, biberleri nasıl da iştahla özlüyorum. Şimdi yoklar.

    Destan satanlar da yok! O yanık sesleriyle Yusuf ile Züleyha, Ferhat ile Aslı, Dadaloğlu destanlarını okuyanlar da yok! Türküler sahipsiz kalmış bir dal leylak gibi kokuyor, oysa…

    Öğrenmeyi seviyorum demiştim, bir zamanlar. Öğrenmeyi sevdiğimce, öğretmeyi de… İnsanlar kimseye karşılıksız bir şey sunmuyor artık. Senden bir şey istemeden sana merhaba demeyen insanların çılgın kalabalığında yerle yeksan oluyoruz. Merhabalar, yalan bir dostluğun sinemada yer göstereni gibi alacağı bahşişin peşinde…

    Bir yerde kahve içiyorsun. O Arabik kahvenin rayihası seni mest ettiği bir anda karşıda seni süzen bir kadının varlığı, sana tehlike sinyalleri veriyor. Aşkı, o masum aşkı yitirmekten korkarak kaçıyorsun o yabansılıktan, o ucuzculuktan…

    Tanıdığım en acı bakan gözleri anımsıyorum. Bir meyhanenin o gürültülü ortamına girerken, mutfakta birikmiş tabakları yıkayan kadının gözleri gözlerime değdiğinde ürpermiştim. O kısacık an bana en acı şiirin dizelerinden bakmıştı sanki… O gözler bana çaresizliğin en yüksek en şairane yerinden… O kirli tabakları yıkarken o arınıyordu da, biz?

    Gaspar’ı anımsadım birden. Çalıştığım yerde sadece ilaçları kutulara dolduruyordu. Bütün gün işi bu. Gözleri hep hüzünle bakıyordu bana ve herkese… Arada birden kaybolurdu ya, bilirdik nereye yittiğini… Pencereden, karşıdaki büfeden aldığı o köpek öldüren şarap elinde bana bakışını hatırlıyorum.” Ellerim titriyor, çalışamıyorum ki… Bu zıkkımı içtiğimde rahatlıyorum, bütün acılardan, bütün yalnızlıklardan, kötücül düşlerden sıyrılıyorum. Gerçi çabuk bitiyor uyuşturması; hayatım acı meyveler gibi ağzımı acıtıyor.”

    Hep dalga geçerlerdi. Şikâyet etmezdi ya, benim zoruma giderdi. Onun için, ona yaptıkları için kavgayı sevmememe rağmen kavga etmiştim birileriyle. Anladığındaki hüznü şiir gibiydi. Fazla yaşamamıştı. Öldüğünde ağzımızdaki o acımtırak tat dışında bir şey kalmamıştı bizlerde… Mezarına Sulukule’den aldığımız incesaz ekibi ve bir şişe şarapla gitmiş, toprağın meyle buluşmasının şiirini yazmıştık. Şimdi Gaspar’ı kim anımsıyor ki?

    Sarhoşluğu seviyorum, belki siz de. Ya iktidar sarhoşluğuna kapılanları… İnsanın başka insanlar üzerindeki iktidarının farkında olmak acı gelir. Farkında olmayanlarsa neyi nasıl yaşadıklarının ayırdında değildirler. Bir gün iktidarını kaybeden bir diktatörün şiirini yazdığımda bu beni mutlu edecektir; biliyorum sizi de…

    Elli dokuz yaşının ağırlığı beni yılgınlığa düşürüyor bazen. Sözleri, cümleleri hani kimselere söyleyemediklerimi biriktiriyorum ya yıllar içinde; gün oluyor nerede nasıl biriktirdiğimi bilmeden birden birilerine anlatıveriyorum. Bu beni rahatlatıyor. Her insanın içinde birikmiş, söylenmeyi bekleyen sözcükleri vardır mutlaka. Dinlemeyi hele yıllanmış olan cümleleri o yılgın sahibinden dinlemeyi seviyorum. Sırf bundan ötürü bu paspal dünyayı erken terke edenlerin ardından üzülerek bakar, üzülerek hatırlarım. Onlarla birlikte güzel cümlelerin, sözcüklerin de yittiğini bilirim.

    Bu gece Küçük İskender’in şiir adına dinleyenlere anımsattığı tam da budur, diye düşünüyorum. Onca yağmurun şiiri nasıl güzelleştirdiğini bilen insanlarla bir arada şiiri düşünmek ne güzel… Bizi yağmurun o büyüleyen ışıltısına nazikçe uğurluyor. Gece biterken Şair Nisa Leyla’nın ve İskender’in dizeleri düşüyor yağan yağmurda hayata dair umutla… Bu gece yeni şiirimin ilk dizeleri düşüyor kâğıda…

     


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları