• Döviz Kurları
    Puan Durumu
     YALAN DÜNYA

    Tenhadayım. Gözümü bir noktaya dikmişim dinliyorum. Utandığımdan olmalı ki, ağlamıyorum. Daha doğrusu ağlayamıyorum. Direncimi düşürmemeye çalışıyorum bir taraftan. Mahpusları ve oralardan dahi bize umut vermeye çalışanları ve bu uğurda can verenleri düşünüyorum.

    Uzaktan âşık ve arif olan dert ile çığırıyor:

    “Hep sen mi ağladın hep sen mi yandın,

    Ben de gülemedim yalan dünyada

    Sen beni gönlümce mutlu mu, sandın

    Ömrümü boş yere çalan dünyada.”

    Dedem kaybedilen, yitirdiği canlarını dağ, tepe ararken, eli silahlı, başı külahlı eşkıyalar yolunu çevirmiş. Derdest etmiş, ellerini bağlayıp bir köşeye koymuşlar. Üstünde asker elbisesi varmış; soymuşlar. Uzun donu, iç gömleğiyle dağın ayazında kalakalmış. Akşam olunca ateşin başında çobanlardan zorla aldıkları kuzuyu çevirip yerken dedem bağırmış, o gür sesiyle; eşkıyabaşı!

    Adam başını hayretle çevirmiş. Onun gibi yakalanıp yanında duranlar kaş göz etmişler.’ Aman sus, bizi öldürecekler’ diye. “Eşkıyabaşı. Tamam, anladık bizi öldüreceksiniz. Yahu Allah’tan da mı korkmazsınız. Bari karnımızı doyurun da öyle öldürün.”

    Adam bağırmış; bre adam sen korkmaz mısın?

    Dedem gülmüş; “Neden korkayım ki. Ailemin hepsi yok olmuş. Ben yaşasam ne olur. Onları bulmadan ölmekten korkarım sadece. Onları ararken nelere katlandım bileydin; o vakit beni ölümle korkutamayacağını da bilirdin.”

    Eşkıya, dedemin ellerini çözdürüp ateşin başına oturtmuş, hikâyesini dinlemiş. Sonra da başını öte yana çevirmiş ki, ağladığı görülmesin. Hepsi, bir ağızdan vah vah, etmiş, hayıflanmışlar. Ertesi gün onu ve yanındaki arkadaşını giydirip yanlarına azık vererek gönderirken; inşallah, tez zamanda bulursun aileni,  diyerek yolculamışlar. Yıllarca dağ, tepe, kasaba, şehir aramış durmuş dedem. Lâkin bulamamış. “Umudumu hep saklı tuttum ve korkmamayı öğrendim, direnerek,” diye anlatırdı bizlere…

    Gün olmasın ki gazeteler yeni bir tutsaklığın haberini yazmasınlar. Televizyonların, ağızları kulaklarında spikerleri direnenlerin nasıl gözaltına alındıklarını, kaba dayağa maruz bırakıldıklarını göstermesinler. Bunu yapanlar bilmezler mi ki, korkudan öte başka köy kalmayınca direnişin er ya da geç filizleneceğini…

    “Ah yalan dünyada, yalan dünyada

    Yalandan yüzüme gülen dünyada”

    Halkın Nabzı Gazetesi’nin yani gazetemin 200. sayısı çıkıyor bu hafta. Bu deyişle tam 4 yıldır sayfamda kâh şiirle, kâh denemelerimle ya da hayata dair öykülerimle,  kendi payıma bizi okuyan uslarla birlikte direniyorum. Onca yandaş gazete ve televizyon yanında haftalık da olsa devam edebilmek büyük başarı değil mi? Var olsun ve yaşasın, Halkın Nabzı atmaya devam etsin varoşlarda…

    İçeriden dertli bir sazın sesi direne direne sızıyor içime:

    “Aman yine göç eylemiş Avşar elleri

    Aşıp aşıp giden eller bizimdir

    Aman Arap atları da yakın eden ırağı

    Yüce dağdan aşan yollar bizimdir

     

    Aman Dadaloğlu der ki kavga kuruldu

    Silahşörlerde davlumbazlar derildi

    Nice Koçyiğitler de yere serildi

    Ölen ölür kalan sağlar bizimdir”

     


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları