• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Yalanla devlet gemisi yürümez

     

    Işıklar içinde yatsın, hayata dair çok şey öğrendim dedemden. Yalanla ömrün ihya olmayacağını o öğretti bana mesela… Renkli Resimlerle Atatürk kitabını koynumuza alıp uyuduğumuz çocukluk çağlarıydı. Uzun kış gecelerinde, köy evimizin ahırında ben inekleri kaşağılarken,dedemden Kurtuluş Savaşı’na dair anılarını anlatmasını isterdim ısrarla. Oysatevellüdü 1911’di, Kurtuluş Savaşı’na yaşı tutmazdı dedemin. Sonra ısrarlarıma dayanamaz, Malkara’da Mareşal Fevzi Çakmak’ı nasıl gördüğünü ballandıra ballandıraanlatırdı. Tabi ben o engin hayal gücümle manzarayı hemen Sakarya Savaş’ına uyarlardım. Bir oyun böyle sürer giderdi dedemle aramızda. Ama her defasında “Kurtuluş Savaşı’na katılmadım yavrum” demekten geri durmadı dedem.

    O günlerden kalmadır, yalanı hiç sevmedim. Bir insanı ne kadar zor durumda bırakırsa bıraksın, gerçeğe sadakatin insanı eninde sonunda düze çıkacağına inanırım. Hele yalanla devlet idare etmeye kalkanlar yok mu, o zaman daha katmerli oluyor insanın yaşadığı iç gıcıklığı…  Son bir haftada devlet ricalinden duyduğumuz yalanları izlerken televizyon kumandanın kapat tuşuna gidiveriyor elim. Mitomaniye (yalan söyleme hastalığı) çevirdiler işi…

    İçerde ve dışarda AKP ve saray iktidarı için epeydir iyi gitmiyor işler… Suriye’de kaybettikçe, içerde daha agresif ve öfkeli oluyorlar. Panikledikçe yalana sarılıyorlar, yalan dertleri çözmüyor, bu kez daha çok panikliyorlar.

    Birkaç gün önce Küçükarmutlu’da 20 yaşındaki Yılmaz Öztürk, polisler tarafından sırtından vurularak öldürüldü.  Resmi açıklama hazırdı, ‘Karakola el yapımı bomba ile saldırırken vuruldu.’ Oysa Yılmaz’ın öldürüldüğü yer ile karakol arasında 700 metre mesafe vardı. Karakolun mobese kameralarından tek bir görüntü bile çıkaramadılar. Eee, Nusaybin’de zırhlı araçtan açılan ateş sonucu DilşaAk’ın ölmesi ve 1 kişinin de yaralanması olayıyla ilgili Mardin Valiliği’nden açıklamaya bakınca, Yılmaz Öztürk’ün katledilmesine dair yalan, evet makul kalıyor. Ne diyor valilik, “Zırhlı aracımızda oluşan teknik bir arızadan dolayı ateşleme mekanizması harekete geçmiş, olay sonucunda bir vatandaşımız hayatını kaybetmiş, bir vatandaşımız da yaralanmıştır.”

    Yalanlar zinciri uzayıp gidiyor. Ankara’da 28 kişinin hayatını kaybettiği, 61 kişini yaralandığı saldırı sonrası, daha hayatını kaybedenlerin kimliği bile tespit edilememişken, saldırıdan YPG’yi sorumlu tuttu Erdoğan ve Davutoğlu. Kendileri de biliyor YPG’nin bu saldırıyla uzaktan yakından ilişkisi olmadığını… Salih Müslim kestirip attı işte “Saldırıyla ilgimiz yok. Suriye’ye girmek için bahane aramasınlar!” 

    Ankara’nın göbeğindeki böylesi büyük bir saldırı öncesi hiçbir fikri olmayan MİT, yıldırım hızıyla saldırganın kimliğini bile açıkladı; “Bomba yüklü aracı patlatan kişi YPG ile bağlantılı Suriye Uyruklu Salih Necar”  Yalanlama jet hızıyla Neccar ailesinden geldi; Bizim ailemizde o yaşta Salih isimli kimse yok. Salih isimli 1 kişi var o da 65 yaşında…”

    Sonra saldırıyı TAK üstlendi. Ancak devlet erkanı olayı YPG ve PYD’ye bağlamakta ısrar ediyorlar. Medya şiddetiyle bir yalanı gerçeğe dönüştürüp, üstüne nur topu gibi bir savaş inşa edeceklerine fena halde inandırmışlar kendilerini. Ne sihirdir, ne keramet el çabukluğu marifet… Ya da başkaca yol kalmadığı için mi böyle davranıyorlar!!! Olabilir…

    Alın size başka bir yalan; şöyle kükrüyor Erdoğan, Suriye’de savaşa karşı bildirge yayımlayan 200 aydına… “Yetiştirdiğiniz öğrencilerin ellerine silahları sizler verdiniz, üniversiteleri kan gölüne çevirdiniz. Yine aynı şeyleri yapamayınca çıldırıyorlar, kuduruyorlar…” Öfkenin şiddeti, acizliğin derinliğini ele veriyor. Bu aydınlardan Murat Belge, Baskın Oran gibi isimleri, bir zamanlar Akil İnsanlar Heyeti’ne davet ettiğini unutuyor üstelik. Merak ediyorum, bildiride imzası olan Şair- Oyuncu Orhan Alkaya nasıl bir terör örgütü kurmuş olabilir mesela… Olsa olsa ‘Savaşçı Dizeler Örgütü’ olurdu bu. Ya da Türk Tabipler Birliği Eski Başkanı Gençay Gürsoy Hoca ‘Militan Doktorlar Partisi’nin lideri olsa gerek… İşi hakikaten zıvanadan çıkıyorlar.

    Mesel ne biliyor musunuz? Dün mazlumdular, zalimin zulmünden Yaradan’a sığınıyorlardı. Bugün zalim oldular, zulümlerini gizlemek için yalana sığınıyorlar.

    Ama sözüne ettiğimiz şeyler, öyle sıradan şeyler değil. Ölüm tarlası haline geldi Türkiye.  Her gün gencecik insanlar ölüyor. Aydınlara karşı cadı avı başlatılıp sokak çeteleri “milli tavra” davet ediliyor.Şiddet sarmalı felaket bir iç savaşa sürüklüyor ülkeyi.

    Evet, yalanla devlet gemisi yürümeyecek belli ama hiç iyi şeyler olmayacak bu ülkede… Hiç iyi şeyler…


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları