• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Yaşamdan Biriktirmek

    Yaşamın her dönemecinde yeni sorular sorarız ellerimizin kıvrımlarında kalınlaşan zamana. Yıllar geçer sorular çoğalır.  Hayat biraz da yeni keşifler yolculuğudur.  Tecrübe denen şey, yanıtlardan çok sorularda anlam bulur çoğu kez. Her soru kendi yanıtını da kışkırtır. Eğer esaslı sorulara esaslı yanıtlar biriktirmeyi başarmışsanız, kendinizi götürdüğünüz yere, içinizde bir derinliği de taşıyorsunuz demektir.

    Aslında yaşam sorularının yanıtları aforizmik yanıtlardır biraz. Hayat logaritma, integral düzenekleriyle izaha gelmez. Bu yüzden yaşam üzerine konuşmalar sanrıları konuşmalardır.

    Herkesin kendine ait aforizmaları olmalı, derim hayatta… Bazen bir yaşanmışlıktan el alır, bazen bir kitabın sürüklediği dip akıntılarından çıkar. Fakat onları yaşamına eklemek, kendi yaşamına onlarla anlamlar kurmak iyidir.

    Marks’ın veciz bir sözü var. “İnsan düşündüğü gibi yaşamaz, yaşadığı gibi düşünür,”  Bilimselliğine şapka çıkartsam da yine de fazla determinist, sorunlu gelir bu aforizma bana…  Düşünce denen o devingen süreç hep edilgen mi? İnsanı tarihin öznesi olarak gören Marks elbette böyle düşünmez.

    Ama ben yukarıdaki sözden hareketle Marks’ı aklım sıra tamamlamak isterim: “İnsanın yaşadığı gibi düşünmesi zorunluluk, düşündüğü gibi yaşaması erdemdir.”

    ***

    Bu kozmosun içinde varlıkla yokluk arasında bir geçişlilik yok. Aslında var da biz öyle görmek istemeyiz. İlk madde (Arkhe) eksi sonsuzdan artı sonsuza doğru devinen bir yapı. Engels’ten el alarak ‘doğanın diyalektiği’ de diyebiliriz buna, Darwin’e uyarak Evrim Teorisi de…  Uygarlığı da o kadar abartmayalım,  bu evrim sürecinde içgüdüsel yaşanır her şey. Toplumsallık dediğiniz şey, sonuçta doğada insanoğlunun varoluş biçimidir. Yani öyle doğa toplum ayrışması diye bir şey yok; “Denizde boğulan bir çocuk, annesi için evlat acısı, balıklar için vitamin deposudur.

    ‘Anne’ dedik de, üzerine ne söylenir ki; “Evrende en mükemmel icat anne yüreğidir.”

    ***

    Yaşama güdüsü her şeye baskın gelen güdü… Ölüm yaşam diyalektiğinde, insan toza toprağa karışıp gitmeyi bir türlü hazmedemiyor. Oysa yaşam sınırlı olduğu için güzel… Ama varoluş güdüsünün açgözlü gözlülüğüyle ölüm sonrası yeni dünyalar icat etmeye pek teşne insan. Felsefede eskantalizm deniyor buna.

    Çoğunca gözden kaçırılır, dinlerin kökeninde de bu varoluş güdüsü vardır. Alın size bir aforizma daha… “Yaşama güdüsü cenneti icat etti!”

    Oysa ölümü kabullenmek o kadar da zor olmasa gerek. Sonuçta kabullensek de kabullenmesek de herkes o kapıdan geçecek.  Ben tuhaf biçimde evrende en adil şeyin ölüm olduğunu düşünürüm; “Ölüm herkesi eşitliyor ve kendine katıyor.”

    Ölüm korkusu büyük bir anksiyete… Bir daha hiç olmayacaksın. Seni sen yapan hiçbir şey olmayacak; sen olmayacaksın çünkü. Mutlak yokluk o…  Yaşamı acıya dönüştüren şeyin gereksiz kuruntular olduğunu, mutluluğun bu kuruntuların ötesinde başladığını söyleyen Epikür “Ben olduğumda ölüm olmayacak, ölüm olduğunda ben olmayacağım. Öyleyse ölümden korkmak anlamsızdır.” der.  Bu derinlik beni başka bir aforizmaya götürür; “Ölüm doğmadan önceki halindir. Korkacak bir şey yok!

    Öyle, hangimiz hatırlıyoruz ki, biz doğmadan önce ne idik!

    ***

    Sonuçta yaşam gelip geçiyor. İnsanın vicdanında kanayan yarası olmasın yeter ki… Son söz, son aforizma diyelim; “İnsanın kendisinden uzaklaştıkça daha büyük görünen tek şey vicdan azabıdır.”

     


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları