• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Yazıklar Olsun!!!

    Geçenlerde HDP parti meclisinden bir arkadaşla telefonda konuşuyordum, “Sonu nereye varacağı bilinmez çok kötü savaşın üzerine içine sürükleniyoruz. Nereye gidiyor abi memleket…” diye sordum. “Maalesef” dedi, “Bu ülke HDP’nin yapmak istediklerini er geç anlayacak ama o zaman çok geç olacak. Bir gün kıymetimiz anlaşılır…” Aslında nereye gittiğimizi o da biliyordu, ben de.  Fehim Işık’ın deyişiyle “Uçurumun kıyısındayız…”

    Ankara’da bir patlamada daha oldu. Resmi rakamlara göre 37 can öldü, yüzlerce yaralı var. Kürt illerinde her gün ölenler envanterlere bile girmiyor artık. Genci, yaşlısı, tek suçu evine gitmek için oradan geçmekte olan 37 can. Yürek dayanmıyor.

    Oysa her şey çok farklı olabilirdi.

    Daha bir yıl önce herkes barış beklentisi içindeydi. Herkesin onurunu gönendirecek bir barış mümkündü, olabilirdi. Ama saray iktidarının hiçbir zaman barışmak diye bir derdi olmadı ki. Doğudan batıdan milyonlarca insanın gözlerine ışık düşüren barış, onlar için kalıcı iktidar hesaplarına açılan bir tasfiye süreciydi sadece… Masada tatlı tatlı konuşurken, karşınızdakini ilk fırsattan camdan atmak gibi bir hinlik geçiyorsa aklınızdan, barışamazsınız zaten. Olmadı işte… Kimse kalkıp bölünmeye giden yollardan söz etmesin şimdi. Yıllardır aynı gevezeliği ısıtıp ısıtıp milletin önüne koyuyorsunuz. Bu ülkede ne Kürtlerin ne de Türklerin birbirinden kopmak gibi bir hevesi olmadı hiçbir zaman. Kimsenin gücü yetmezdi buna. Hala da yetmeyeceğini düşünenlerdim ben.

    Güney Afrika Cumhuriyetinde 26 yıl hapis yatırdıkları Mandela ile Clerck çözüm masasından el sıkışarak kalktılar da kötü mü oldu? İkisi birlikte Nobel barış ödülünü alırken insanlık Apartheid rejimi gibi bir utançtan kurtuldu.

    Bizimkilerde ne o ufuk, ne o kültür, ne o vizyon var. Ellerine geçirdikleri iktidar gücüyle paranın ve saltanatın inceliklerini keşfederken hiç acımıyorlar bu ülkenin insanlarına. Gelmiş geçmiş bütün iktidarlar için söylerim ben bunu.

    Çözüm basitti aslında. “Kendine hak gördüğünü başkasından esirgeme” desturunu kılavuz alsaydık yeterdi. Bakmayın siz politikanın icat edilmiş engebeli koyaklarına. Toplumsal meselelerde çözüm gücü bir vicdan şahlanmasına bakıyor. Ama işin içine ince hesaplar girdiğinde o vicdan dediğin şey buharlaşıp uçuyor işte.

    Oysa o görkemli, o ışıltılı, o büyülü barışı gerçekleştirebilseydik, bugün bambaşka şeyler konuşuyor, yazıyor olacaktık. Türkiye tüm Asya’nın en demokratik ülkesi olarak küresel çağın yükselen uygarlık merkezi olabilirdi. Bu uygarlık, Ortadoğu’daki kanlı süreçleri durduracak bir çekim gücü haline gelebilirdi. Doğu, yeni bir tarihi bu ülkeden yazmaya başlayabilirdi. Gelin görün ki, burada umut nisan yağmuru gibi bir anda parlayıp bir anda geçerken arkasında fırtınaya tutulmuş derin hayal kırıklıkları bırakıyor.

    Şimdi ne oluyor peki?  Bombalar patlıyor Ankara’da, Cizre’de, Sur’da, Nusaybin’de doğuda, batıda… Savaşın karadeliği koca bir ülkeyi çekip alıyor içine, yutuyor. Şimdi Türkiye’nin adı Nijerya, Suriye, Somali, Libya, Irak, Afganistan’la aynı kulvarda anılıyor.

    Ankara’da yaşanan katliamı bu yazı yazılırken üstlenen olmadı. IŞİD’in marifeti gibi duruyor. Eğer bu ülkede barışı bulabilseydik, IŞİD de fink atamazdı öyle Ankara’nın ortasında. Suriye’de işler böyle dallanıp budaklanmazdı. Suriye’nin ayakları çıplak, gözlerindeki ışık sönmüş güzelim çocuklar istila etmezdi şehirlerin kaldırımlarını, pazar yerlerini… Tatil cennetlerine vurmazdı ölü bedenler…

    Barış öyle tılsımlı bir şeydi. Sahip çıkmasını beceremedik. Kimin sorumluluğu varsa yazıklar olsun!


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları