• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Yemyeşil Babam

    Çocukken sanırım mahallenin en güzel evi bizimdi. Öyle aslanağzı mobilyalarımız, duvarları süsleyen oyma işlemeli tablolarımız, tiyatro sahnesinden fırlayan orijinal aksesuarlarımız olduğundan değil. Küçük bir memur ailesinin evinde zaten öyle incelikli zevklere has döşemeler hayal bile edilemezdi. Yokluk günleriydi.

    Bizim yuvamızı güzelleştiren, babamın hastanede vitaminlerle, ilaçlarla besleyip büyüttüğü çiçeklerdi. Çiçeğe, böceğe aşık bir adamdı benim babam.

    Formika tek kanatlı televizyon dolabının iki yanına sonradan monte edilmiş yarım vitrinlerin üzerinde kılıçlarını yukarı uzatan paşa kılıçları, köşelerden tavana tırmanıp salonu botanik bahçesine çeviren sarmaşıklar, küpe çiçekleri, zakkumlar, begonyalar… Bunca yeşilin kırmızının içinde kendimizi mutlu ve ayrıcalıklı hissederdik ailecek.

    Sonra bir gün kocaman tahta bir saksının içinde sıska bir kauçuk getirdi babam. Saksısıyla boyu arasındaki orantısızlık hakikaten komikti. Zaman içinde boy attı, gövdesi kalınlaştı, yaprakları genişlemeye başladı bizim kauçuğun. Giderek çiçeklikten çıkıp ağaca benzemeye başladı. Tavana çarpıp kıvrılan üç dalı devasa yapraklarını taşımaz oldu. Evimizin içinde kocaman bir ağaç dikilmişti sanki. Her Pazar haftalık ev temizliği yapılırken kauçuğun yapraklarını silme çilesi ablamları birbirine düşürürdü. Ama evde hiçbir iş yapmayan babam, eline bezi alır hiç üşenmeden bir çocuğu okşar gibi silerdi o dev yaprakları.

    Sonra alt kat komşumuz Bilge yengeyle beraber apartmanın önündeki bağdan arsaya dönen boşluğa bahçe yaptılar.  Burada domates, fasulye, patlıcan, salatalık gibi sebzeler ekerlerdi. Sonra bir asma dikti babam. Bir iki yıl içinde asmamız kocaman bir çardağa dönüştü. Yaz akşamları apartmandan konu komşular bahçeye iner, kimi çay yapar, kimi kek, kimi çörek, kimi sarma getirirdi. Hoş sohbetlerle ortam cümbüşlenir, yaz akşamları bahçe sefasına dönerdi.

    Ben mahpusa düştüğümde benim için bu bahçeye bir erik dikmiş. “Önder’in eriği” derlermiş. Birkaç yıl sonra erik meyve vermeye başlamış. Gebze cezaevine getirirlerdi bu erikleri…  Komün arkadaşlarıyla oturup karnımız şişinceye kadar yerdik.

    Sonradan bu bahçenin yerini pazar yapmaya karar vermiş belediye. Kepçeler araziyi düzlerken kepçenin operatörü bahçenin kıyısına gelince kıymamış yeşilliğe. Bahçeyi düzlemeden gitmiş. Ertesi gün tekrar gelip yıkmışlar tabi.

    Çocukuluğumda köyümüzle Çoruma arasında Ayarık Bağları vardı. Şimdi hep villa oldu oralar. Bizim de bağımız vardı burada. Dedem Pazar günleri köyden, babamla ben de Çorum’dan gelir, akşam karanlık çökünceye kadar bağımızda çalışır, ayrık otlarını temizler,  tarhları düzeltir, bel zamanı bağı beller, ilaç zamanı ağaçları ilaçlardık. Küçük de bir radyomuz vardı, TRT sanatçılarından ince ince sanat müziği dinlerdik çalışırken. Sanat müziği zevki o günlerin yadigârıdır bana. Bu bağda dede, baba, torun çok güzel günlerimiz geçti. Sonra Şengül Ablam, Serpil Ablam ve ben aynı yıl üniversiteyi kazanınca okul masraflarını karşılamak için bu bağı satmak zorunda kaldı babam. Yıllar sonra cezaevinden çıkınca bağı bulmaya gittim. Her taraf ev olmuştu, bağdan eser yoktu. Anılarının üzerine beton atılmış gibi hüzünleniyor insan. Aradığın geçmişi bulamamak gibi bir şey…

    Sonra mahallemize açılan Aşık Mahzuni Şerif parkına dadandı babam. Gitti, köyden 50-60 fidan buldu, parka dikti. Ne zaman parkta gezsek, tek tek kendi diktiği ağaçları gösterir, benim ağaçlarım der, gururla…

    Artık yaşlandı babam. Üç yıl önce Şengül ablamı kanserden kaybettik. Şimdi her hafta mezarlığa gidiyor. Ablamın mezarının etrafını çiçek bahçesine çevirmiş yine. Mezarın iki yanına serviler dikmiş. Artık çiçekler mi suluyor, toprağın altında yatan evladına mı hayat veriyor, bilinmez. Köylüler, sen köylülere örnek oluyorsun, mezarlara bakmayı öğretiyorsun, diyorlar babama.

    Benim yemyeşil babam… Babalar günün kutlu olsun…


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları