Öteden beri düşüne dururdum, biz niye batılı ülkeler gibi modern, insan odaklı, toplumun kendini içinde bulduğu, herkesi, her kesimi kucaklayan, Amerika’da İngiltere’de olduğu gibi uzun ömürlü, hatta kısa öz anayasa yapamıyoruz diye.
Bu merakım nedeniyle, oturdum kendi olanaklarımla örneğin Amerika, İngiltere, Fransa ve de Polonya anayasalarının yazılım öncesi, ilkeleri, yazarken ön planda tuttuklarının neler olduğu üzerine çalışmalar yaptım.
Gördüm ki kazın ayağı bizimkilerin yaptığı gibi değil. Amaçları, toplumu dizayn etme biçim ve nedenleri çok farklı.
Adamlar toplumda; toplumun korktuğu, toplumları hiçe sayan, ben dedim oldu diyen diktatörler yaratmak yerine; toplumun bütün kesimlerinin içine sinecek, bu benim anayasamdır diyecekleri bir ana sözleşme yaratmak istemişler.
Ve de başarmışlar.
Nasıl mı?
Anlatayım.
Bakın Amerika’da anayasa yapıcıları oturmuşlar; bunca farklı dil, kültür, renk, ırk ve dahası insan topluluklarını kırmadan incitmeden, önce insan diyen bir anayasa üzerinde karar kılmışlar. Ülkelerinin yaşam koşullarına en uygun ve insanlar, ırklar, anlayışlar arasında ayrımcılık gütmeyen, her şey halklar içindir diyen bir anayasa yapmışlar. Teferruat yok. Bu anayasa dünyanın en kısa ve en modern anayasası olmuş. Ve Amerika toplumlarının üzerine cuk diye oturmuş.
Neden mi? Söyleyeyim. Diktatör yaratmak yerine insanı yüce tutmayı yeğlemişler de ondan.
Gelelim İngiltere’ye.
İngiltere’de anayasa yapıcıları oturmuşlar her türlü yetkiyi elinde tutan, dediğim dedik, çaldığım düdük diyen yeni bir kral yaratmak yerine; kendi toplumunu kavrayacak, onlara cevap verecek, İngiltere koşullarına en uygun anayasayı yapmayı birincil prensip olarak kabul etmişler. Mükemmele yakın bir anayasa olmuş.
Neden mi?
Söyleyeyim.
Çünkü yapanlar herhangi bir kişiyi, kurumu ya da kuruluşu ya da zümreyi korumak, kollamak için değil, halkı korumak ve halk için düsturu ile bir anayasa yapmak savıyla yola koyulmuşlar.
Bu anayasa İngiltere’de kral olmasına rağmen kralcılığa yol vermediği için bu güne kadar gelmiştir. Hem de en az sorunla.
Gelelim Fransa’ya…
Fransız hukukçuları, toplum bilimcileri oturmuş sağcı solcu demeden, ırk ayırımı yapmadan, hiç kimseye gözün üstünde kaşın var demeden ülke koşullarına en uygun anayasa arayışına gitmişler.
Bu anlayışla yola çıkınca da toplumun her kesiminin beğendiği bir anayasa yapma onuruna ve gururuna erişmişler. Yani yapılan anayasa çok ta kusursuz olmamasına karşın toplum tarafından beğeni ile karşılanmış.
Niye mi?
Anlatayım.
Çünkü herhangi bir düşünceyi egemen kılma yoluna gitmeden, kimseleri padişah veya şah yapmayı ön görmeden, ayrımcılığı asla hoş görmeyen bir anlayışla yola çıkılmış.
Bakın daha yakınlara gelelim.
Polonya 1997’de oturdu bu güne kadar süregelen anayasanın günün koşullarına uymayan, toplumları rahtsız eden, gerici, haksız maddeleri yine insan odaklı bir anlayışla ve de tarafsız bir biçimde seçti, eledi ve bu maddeleri anayasasından çıkardı.
Sosyal adalet ilkelerini hayata geçiren, yeni bir hukuk devleti kurmaya yönelik maddelerle anayasasını süsledi.
3 Mayıs 1997’de yürürlüğe giren anayasa Avrupa’nın ilk, dünyanın ABD’de anayasasının ardından ikinci en modern anayasasını yaptı.
Neden mi?
Anlatayım.
Çünkü Polonya bir önceki anayasalarının pratikte geçerliliğini kaybettiğini fark etti bu bir. İkincisi bu anayasa çoğulculuk anlayışını benimsemiştir. Üç, bu anayasa taslağını hazırlayanlar, fiili bir Katolik Polonya yaratmak yerine; dinlerin, inançların özgür bırakıldığı, halkın tercihlerine müdahale etmeyen bir düşünceyi benimsedi ve dört, kimse Polonya’dan ve Polonya Halkından büyük değildir dedi.
Görüldüğü gibi önce insan denildiğinde anayasa sanıldığı gibi pek de zor bir iş değil.
Şimdi gelelim bize.
Biz mi?
Biz anayasayı yapmaya başlamadan evvel emirde yine bir partiyi yok saydık, ona oy verenleri topa tuttuk, tabiri yerinde olur mu bilmem, analarını ağlattık. Yaşadıkları yerleri ateş topuna çevirdik. Ki bu parti ülkede altı milyon oy almış.
HDP’nin eşbaşkanları görüşme dışı bırakıldı.
Ondan sonra eşitlikçi bir anayasa yapacağız diye yola koyulduk.
Olacak iş mi bu yani…
Bu yetmezmiş gibi, yeni bir anayasa çıkarmak güçlü bir başkan çıkarmaya nedenlendi.
Olacak iş mi bu… Hadi siz söyleyin.
Bizde anayasa, eşitlikçi ilkeler ön planda tutulmak yerine, Türk tipi(o ne demekse) başkanlık sistemi oluşturulmak için gündeme getirildi.
Bu anlayışla yola çıkarak, nasıl bir Amerikan, İngiltere, Fransa ya da Polonya örneği bir anayasa hazırlana bilir ki…
Bu anlayış zannedildiği gibi yeni bir anlayış değil. Cumhuriyetin ilk gününden günümüze gelen kötü bir alışkanlık…
Nereye varır bilemem.
Halbuki; anayasa yaparken, sosyal adalet ilkelerini uygulayan bir hukuk devleti kurmak amaçlanmalıdır. Tekçilikten uzak, çoğulcu bir anlayış hakim kılınmalıdır.
Yoksa?
Yoksa mı?
Çok kısa bir zaman sonra tekrar kaos, tekrar yeni anayasa talebi. Bu böyle sürer gider diye düşünüyorum.
Dostça kalın.
“Diyarbekir 5 Nolu Cezaevi, MÜZEYE dönüştürülsün.”
“SUR İÇİ; DÜNYANIN EN BÜYÜK AÇIK HAVA MÜZESİ OLSUN.”
VE BEN YAŞIYORSAM EĞER
SOLUYORSAM HAVAYI
TÜTÜYORSA CIGARAM
ÖYLEYSE SEN
BİTECEKSİN DEMEKTİR
HER ŞEYE RAĞMEN FAŞİZM.
RECEP YILMAZ
hocam TÜRK tipi o neyse yazmisiniz aciklama aciklamasi nedir bunun