• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Yeni bir devlet mi yoksa “devlet benim” mi?
    Yeni bir devlet mi yoksa “devlet benim” mi?
    16 Ağustos 2017 10:40
    Font1 Font2 Font3 Font4
    Bu Haberi Yazdır

    Yaygın bir adaletsizlik ve vicdansızlık çemberine sıkışıp kalmışken kendimizi ‘kurucusu Erdoğan olan yeni bir devlet kurulması’, okullarda cihat eğitimi, müftülere nikâh kıyma izni verilmesi gibi tam teşekküllü bir karşı devrim programının hedefinde bulduk. Hoş, uzun zamandır Erdoğan’ın “devlet benim” yaklaşımının yargıdan kolluk kuvvetlerine, askerden üniversitelere kadar epey içselleştirildiğini biliyoruz, ama yeni bir devletin kurulmakta olduğunun ilk olarak bu kadar açık ve seçik ifade edildiğine tanık olduk… Erdoğan’ın ve Başbakan’ın Ayhan Oğan’a kızgınlığının nedeni “sessiz sedasız bu hedefe yürürken, Oğan’ın bunu ‘faş’ etmesidir. Aksi halde AKP, Oğan’a karşı disiplin işlemi başlatır, Cumhuriyet Savcıları soruşturma açarlardı. Bunların ikisi de olmamıştır.

     

    Ayhan Oğan, aslında hepimizin bildiği bir gerçeği, eğip bükmeden açıkça söyledi. 7 Haziran seçimlerinde iktidar olma çoğunluğunu kaybeden AKP, ülkeyi tarihinde olmayan bir “tekrar seçime” götürerek, Cumhuriyet Türkiyesi’nin dayandığı biçimsel demokrasinin temellerinden birini zaten yıkmıştı. 20 Temmuz sonrası ilan edilen ve artık olağan hale gelen OHAL ile önce kurulu hukuki düzen yok edildi ve “adalet mülkün temelidir” ayağı çökertildi. 16 Nisan referandumu ise Cumhuriyet Türkiyesi’nden geride kalanların ayıklanacağı mekanizmanın son dişlisini tamamladı.

     

    2015 Haziran seçimlerinden sonra gündemimize giren “Yeni Türkiye” ifadesi, anayasası, yönetim biçimi, devlet etme şekli, öncelikleri, kurumları ve kurallarıyla yeni bir devlet kuruluşunun duyurusundan başka bir şey değildi zaten…

     

    Kaldı ki, eski Türkiye’nin bayramları olarak kabul edilen Cumhuriyet Bayramı, 23 Nisan, 19 Mayıs kutlamaları bir süredir bazen şehitler, bazen terör tehdidi gerekçesiyle hep iptal ediliyor… Buna karşılık, Kut’ül Amare gibi yeni kutlama günleri, Saray’da atlı tören kıtası gibi yeni ritüeller ihdas ediliyordu. Erdoğan, İstanbul’da  Kut’ül  Amare kutlamasında yaptığı konuşmada “Her kim ki zaferleriyle ve yenilgileriyle son 200 yılımızı, hatta son 600 yılımızı soyutlayıp eski Türk tarihinden Cumhuriyet’e atlıyorsa biliniz ki o kişi milletimizin de devletimizin de düşmanıdır” diyerek yeni devletin ideolojik çerçevesini belirliyordu…

     

    Bugüne kadar bu ve benzeri uygulamalar ve AKP’li siyasetçilerin, AKP yandaşı gazetelerin yazarlarının Cumhuriyet dönemi için “tarihi parantez kapandı’  sözleri, bu son açıklamayla gerçek anlamını buldu. 16 Nisan’dan sonra tek bir partinin ve onun liderinin milletin gerçek temsilcisi olarak tanımlanması ve ona karşı çıkanların ihanetle suçlanması da, AKP’nin eski MKYK üyesinin “kurucusu Erdoğan olan yeni bir devlet kuruyoruz” sözlerini doğrulayan açıklamalardır.

     

    Başta Bahçeli olmak üzere bu ülkede yaşayan çoğunluk, Haziran 2015 seçimlerinden sonra tek parti yönetimiyle, milisleriyle, askeriyle, polisiyle, yargısıyla, inşaat-rant ekonomisiyle, yeni seçkinleriyle ve eğitim sistemiyle yepyeni bir devlet kurulmaya çalışıldığının pekala farkındadır… Bu yeni devletin güvenlik öncelikli, müdahaleci, her türlü özgürlüğü yakın tehdit olarak gören otokrat bir devlet olacağının tüm işaretleri de ortadadır.

     

    Ama yeni bir devlet kurmak o kadar kolay mı? Mevcut hukuki ve kurumsal düzeni alt üst edecek büyük bir yıkım, darbe, iç-dış savaş yaşamadan, sadece yeni bir anayasa ile yönetim biçimini değiştirerek yeni bir devlet kurulabilir mi?

     

    Erdoğan tam da bu nedenle darbe kalkışmasına “Allah’ın lütfu” demiştir. Uzun bir süredir kendi dindar ve kindar neslini yaratmak için kapsamlı eğitim reformlarına kalkışması da, kadının doğuracağı çocuk sayısından aile ve toplum içindeki rolüne, kılık kıyafetine kadar bir yaşam biçimi dayatması da AKP’nin yeni Türkiye’yi yaratma adımlarıdır. İçeride yaşayan tüm düşmanlar etkisiz(!) hale getirildiğinde “50 milyon nüfus yeni “tek millet”i oluşturacaktır.

     

    Yeni devletin kurulması için ikinci en önemli adım ise 20 Temmuz 2016’da ilan edilen OHAL ile atılmıştır. Mevcut hukuki ve kurumsal düzeni hızla yıkan, yerine gücü elde tutanın “devlet benim” diyeceği yeni bir Türkiye inşa edilmektedir. Hukuki boşluğu dolduracak  “güç” çoğunluk tarafından benimsenene ve içselleştirilene kadar OHAL’in kalkmayacağı açık.  Artık temel insan hakları ve özgürlüklerine saygılı olmak gibi bir kaygımız kalmadığı gibi, bu konuda bağlayıcı olan tüm uluslararası kurumları da yakın tehdit kapsamına aldığımız için elimizi kolumuzu tutan da kalmadı…

     

    Yeni devlet inşasında bir önemli adım da savaş dilinin sürekliliğidir. Hukuk ve adalet talebini sınırlandırmanın yolu sürekli bir savaş halinde olunduğu kanısını yaratmaktır. İçeride dışarıda fark etmez. İç düşmanlar, hainler, üst akıl, Türkiye’yi bölmek isteyenlerin varlığı sürekli hafızalara kazınır.

     

    Ayrıştırma, kutuplaştırma, karşı devrim hamleleri, savaş dili ve gerektiği sürece kalacak olan OHAL düzeni ile yeni bir millet ve devlet kurma çabaları hız kazanmıştır. Ama mevcut ekonomik yapı değişmeden, dış borçlara ve inşaat rantlarına dayalı kırılgan bir ekonomiyle gidilecek yol sınırlıdır. Sonunda ortaya yeni bir devlet değil, gücü elinde tutanın “devlet benim” dediği iğreti bir yapı çıkar ve ilk karşılaştığı krizde de yerle yeksan olur.

     

     


    Yorumlar



    İlgili Haberler