• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    YENİ HAYAT

    Basık tavanlı düğün salonunun pistine parlak küreden yansıyan yeşil, kırmızı ve mavinin tonları, oradan da dans eden genç çiftin omuzlarından önce duvarlara sonra da yere yayılıp, onları bir köşede sevgiyle izleyen başörtülü kadının sürmeli gözlerinden dökülen sevinç gözyaşlarında parlıyordu. Sadece gözlerini açıkta bırakan steril filizi bir maske bakan yüzlerde merakla birlikte acıma hissi uyandırıyordu.

    Leonard Cohen’in kalın, genizden gelen sesiyle birbirine kenetlenen gençler, romantik şarkıya eşlik ederken, aşkı da kutsuyorlardı… Nemli gözler birbirini bulurken, genç kızın ara ara annesine kayan endişeli bakışları fark ediliyordu.
    İzleyen gözler ‘Dance me to the end of love’ şarkısının ritmiyle esrik bir haldeydi… Dans eden yeni evli çifte her bakan kendi içsel duyguları içinde yolculuk eder gibiydi… Herkes derin deniz sarhoşluğu içinde boğuluyordu…

    Her şey zengin bir hayattan çıkıp varoşlardan bir gence âşık olmasıyla başlayıvermişti. Nasıl, neden diye sormanın hiçbir değeri yoktu artık… Anneciğinden kendisine kalan onca mal mülkü âşık olduğu adama sunarken gözünü bile kırpmamıştı. ‘Seviyorum’ diyordu itiraz edenlere… Yokluktan gelen ve ticareti bilmeyen adam, kısa sürede onca malı, mülkü batırmıştı. Her dükkân, her arsa yok pahasına satılırken genç kadın çaresizce izlemişti sadece…
    Soranlara ‘çok iyi bir adam ve ben onu çok seviyorum; o da beni’… Onca iş kurmasına karşın işi hep başkalarına bırakıp gezip tozmanın bedelini tüm aile yaşamıştı… Okuduğu fakülteyi bile bu uğurda yarım bırakırken, zerre pişmanlık duymamıştı, kadıncağız… Kader, diyordu sadece; ne yapabilirdim ki…
    Kızlarına tapar gibiydi. Onları eğitirken kendi yanlışlarına düşmesin diye az mı, çırpınmıştı. Kendi gibi güvensiz, itiraz etmeyen naif kızlar olmasınlar diye kendini paralamış, yanlış bulduklarına, itiraz eden hakkını arayan bireyler olmalarını sağlamıştı. Allah için vicdanlı, çalışkan ve bir o kadar da güzel kızlardı… Gözleri anneleri gibi bakıyordu. Sevecen, saygılı, anlayışlı ve âşık… Komşuları, akrabaları onun için cennetlik diyorlardı ya; birbirine anlatırken ‘kadersiz’ diye iç çekiyorlardı.
    Kızların ikisi de kendi çabalarıyla burslu olarak okumuş, evlenen kızsa uzun bir zamandır piyasanın önde gelen şirketlerinden birinde işe başlamıştı. Son kalan bir iki dükkân da iş bilmez babanın elinde bitince kızın geliri ve son bir evin kirasıyla geçinme telaşına düşmüşlerdi. İlk maaşıyla Karaköy Güllüoğlu’ndan aldığı baklavayı yerken ona sarılıp, bağrına basmış, gurur duyarak, herkese anlatır olmuştu… Babaları da onlarla gurur duyuyor, sağda solda hep kızlarını anlatıyordu.

    Kızçesi bir gün iş dönüşünde anneciğinin sevdiği pastadan almış, elinde bir demet yaseminle kendini annesinin kucağına bırakıvermişti. Hemen anlamıştı olup biteni…
    -Anneciğim bir çay koyayım da birlikte içelim, cümlesi içinde fırtınalar estirmişti. Kendi kendine ‘kızçem âşık olmuş’ diyesiydi ya… Yine de kızının söylemesi için sabırla beklemişti. Çayı bardaklara doldurmasını ve sevdiği çilekli pastayı tabaklara koymasını da… Kız, usulca çayını almış, çatalıyla pastasını didikleyip durmuştu dakikalarca… Keyiflenmiş, keyiflendiğinde her zaman yaptığı gibi bir Rumeli türküsünü dudaklarına sevinçle konduruvermişti.
    -Aksadeler giyer boylu boyunca/Düğmeler takıyor gerdana varınca/ Nasıl sabredeyim ta sabah olunca

    İşte gidiyorum şurada nem kaldı/Uçurdum şahinim elden atmacam kaldı
    Kız şaşırmış ne diyeceğini bilmez halde annesinin sevgiyle gülen yüzüne, türkü söyleyen biçimli ağzına bakıp durmuştu. Annesi dayanamamış en sonunda:
    -Haydi, söyle be kızçem âşık mı oldun. Kim bu genç? Bu sözlere hem şaşıran hem de rahatlayan kız bir çırpıda anlatıvermişti. “Çok mu seviyorsun” derken yine kendi cevaplamıştı. “Belli belli, sen bu çocuğa çok yanıksın…” Utançla başını eğen kızına sarılmış, onu bağrına yaslamıştı. İşte kendi gibi kızı da kaderini başka birine bağlayacak aşamaya gelmişti. Ya iyi olmazsa lafını yine kendi cevaplamıştı işte… Aman sen, pişman mısın sanki… Üstelik âşık olmak güzel şeydi be!
    Her şey öyle çabuk gelişivermişti ki; istenmiş, söz takılmış, nişan derken düğün arifesine gelmişlerdi bile… Allah için damadı iyi bir gençti. Kızını mutlu edeceğinden emindi de… Hoş zaten kızı da onun gibi ezdirmezdi ki kendini…
    Eşi, bir- iki babalanmış, olmazlanmıştı ama şimdi o da damadını seviyor, hatta onunla vakit dahi geçiriyordu.
    Düğün günü yaklaştıkça daha bir titizleniyor, kılı kırk yarıyordu. Esasen kimselere söyleyemese de şüphelenip kendini dinlediği, sağa sola sorduğu her zamanki tansiyon ve migren sorunundan gayri yaşadıkları şeyler onu çok endişelendiriyordu, üstelik… Sağında solunda sebebini bilmediği morluklar bir görünüp bir kayboluyordu. Ya kötü hastalıksa deyip duruyordu ya, üstüne de kondurmuyordu. Ta ki son haftaya kadar…
    O gece kendini kötü hissedince, aylardır sırtına vuran şiddetli ağrılar onu çok zorladığında acile gitmişlerdi. O gece için keşke yaşamasaydım diyecekti ya, elinde değildi ki… Testler filan derken Hodgkin Lenfoma üçüncü evre olduğu ortaya çıkmıştı. Kızı, doktor ilk ona söylediğinde nasıl da yıkılmıştı. Düğünü ertelemek isteğine karşı çıkmış, ertelenmesini istememişti. Her şey olacağına varır derdi, anneciği… Şimdiyse izinli geldiği düğünde sanki kızına son vazifesini yapar gibiydi… O gece, kızını izlerken nasıl da mutluydu. Hele Yüce Allah’ı bir de torununu görmesine izin verseydi; kızı bir torun verebilseydi ellerine, ondan mutlusu olur muydu ki… Zaman, ah nafile geçen zaman… Ne adar boşmuş…
    Kocası vicdan azabıyla önüne gelene dert yanıyor, kendini suçlu hissetmesine neden olan durumun acısını yaşıyordu. Hep ben ne yaptım, derken kendi kendini yiyordu… Sürekli birilerinin yanında ağlıyor, gözyaşları sel oluyordu. Oysa anneliğimin en güzel zamanlarını şu an yaşıyorum diyordu herkese… Yarın kemoterapiye başlayacaktı. Elbette yaşamak istiyordu. Bunun için mücadele edecek ve hayata sıkı sıkıya bağlanacaktı… Bunu kızları için yapacaktı. Kocasına onu dansa kaldırmasını istedi. Sevdiği adama sıkıca sarıldı. Ertesi gün yeni bir hayata başlayacaktı. Dans eden kızına göz kırptı. Kız ona buruk bir tebessümle el salladı. Kocasının omzuna başını yaslarken, kendini genç kız gibi hissediyordu…

     


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları