• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    YENİDEN DOĞMADAN ÖNCE
    YENİDEN DOĞMADAN ÖNCE
    24 Ağustos 2016 11:03
    Font1 Font2 Font3 Font4
    Bu Haberi Yazdır

     

    Türkiye’de son 1 yıl içerisinde 18 kez canlı bomba ve bombalı araçla saldırı düzenlendi. Ve en sonu da 54 kişinin yaşamını yitirdiği Gaziantep saldırısı oldu. Bu saldırının diğerlerinden en önemli farkı, 12-13 yaşlarında bir canlı bombanın kullanılması ve kadın, çocuk sayısının doğal olarak fazla olacağı bir kına gecesinin adres olarak seçilmesiydi. Değişmeyen husus ise yayın yasağının yine devreye girmesi tabii…

     

    “Hain saldırı” demekle ne fail tecrit ediliyor artık ne de kınayan, suça ortak olmaktan kurtuluyor. Bu kanlı olayların ardından yapılan açıklamalar, en az olay kadar incitici ve bir o kadar acı. Ölümün ırk, dil, din ayırmadığı mutlak gerçeğine rağmen, ölenin kimliği üzerinden değişen tepkiler, bu ülkenin başka bir hezeyanı oldu artık. Son patlamanın üzerinden yapılan kınama konuşmalarından birinde “ezanlar susmayacak” dendi. Toplumca bir yanılsamanın içindeydi sanki ülke. Saldırıyı düzenleyen Müslüman değil miydi? Cihat düşüncesi içinde Ortadoğu’yu kana bulamıyor muydu? Ezidi kızlarını din uğruna pazarlarda satanlar bunlar değil miydi? Uzun zamandır Gaziantep’te, Adıyaman’da hücre evlerinde çalışma yürütmüyor muydu? Ve hedefi her nedense barış isteyenler, Kürtler ve turistler değil miydi? Son olarak Putin’in dediği gibi cebinizdeki akrepler herkes için bir tehditken, neden hala 13 yaşında bir çocuk kılığında aramızda bunlar?

    Suriye gerçeği gözler önündeyken, hızla Suriye olmaya doğru giden bir ülkede hala kimsenin büyük bir karanlığa doğru gidildiği düşüncesinin oluşmaması sadece siyasi öngörüsüzlükle açıklanamaz. ‘Bizden’ ve ‘onlardan’ düşüncesinin hâkim olduğu bu kanlı iklimde, hala herkesi kuşatacak olan büyük kâbus fark edilmiyor.

     

    Bu kadar kanın akmasından olacak, bu ülkenin topraklarında kötücül bir şeyler var sanki. İnsanların ruhundaki cehennem büyüdükçe cennet düş olmaktan uzaklaşıyor. Cehenneme çevrilen dünyanın İnsanları arasındaki uçurum arttıkça, ölümlerin kanıksanması ve önemsenmemesi de o oranda artıyor. Ve yüzlerce yılın bakiyesi her katliama bir gerekçe yaratarak haklı kılma meselesi yüzleşmeyi ve tazmini engelleyici unsur oluyor maalesef.

     

    Dilinden Tanrı’yı düşürmeyenlerin -hiçbir kutsal kitapta yer almayan- insanlık dışı uygulamalarıyla bir kâbustan uyanıp başka bir kâbusa uyuyor “aziz millet”… Burada dramatik olansa her sabah kâbusun hızla unutulması… Ve her güne düşen kâbus sayısının katlanarak artması… Ve toplumun birçok kesimini içine alan girdabın giderek büyümesi… Hepsinden önemlisi de bu kâbusu unutmadan yazan her gazeteci ve yazardan bir suçlu, bir terör örgütü üyesi yaratılması.

     

    Gaziantep’te 4 çocuğunu yitiren anne gibi bu coğrafya… Güvenliği canlı bombalarla katledilmiş, adaleti sürekli değişen adreslerde yitirilmiş, huzuru bir kişinin iki dudağı arasında infaz edilmiş, umudu milliyetçi bir kurşunla kurban edilmiş… Failin de mağdurun da çocuk olduğu bir ülkede hepimiz ne kadar suçluyuz? Artık ne suça bir adres bulmak ne de “kahrolsun!” demek bu kötücül ortamın karanlığını gizleyemeyecek. Karanlığı dağıtmak bu ülkenin ölü çocuklarına vicdan borcudur herkesin…

    Son olarak, hepimizi kuşatan bu cehennemi, Aslı Erdoğan’ın dediği gibi “Yeniden doğmadan önce” aşmamız gerekiyor. Coğrafya kaderdi ya, bu kaderi değiştirmek için, YENİDEN DOĞMAK İÇİN; önce içimizdeki cehennemi yok edelim… “Ölen kim?” Sorusunu da yanına koyarak…


    Yorumlar



    İlgili Haberler