• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    YOL AYRIMI…

    15 Temmuz başarısız darbe girişiminin Türkiye’de nasıl bir kırılma noktasına işaret ettiğini gün geçtikçe daha iyi anlıyoruz.

    Ordu içine yuvalanmış Fethullahçı subayların öncülüğünde gelişen ama kimi Kemalist-laik AKP hoşnutsuzlarının da katıldığı anlaşılan darbe girişi başarıya ulaşsaydı, her şey çok daha karanlık olacaktı bu topraklarda.

    Böylesi dönemlerde yakın geçmiş etraflıca masaya yatırılır ve ‘ne olmalı’ sorusunu yanıtlar aranır. Herkesin yanıtı farklı farklı şüphesiz.

    Yeni bir kuruluş sürecine tanıklık ediyoruz. Bu geçiş döneminin stresini, kaygılarını, acaba’larını, uzaklardan başkaldırmak isteyen cılız umutlarını garip herc ü merc içinde yaşıyoruz.

    Ve bu sürecin katalizörü elbette iktidar partisi ve saray…

    Görünen o ki, bugünlerde atılacak inşa temelleri önümüzdeki on yılları belirleyecek. Böylesi dönemlerde kaygı kadar umut da bir yerlerden kendine çıkış yolu arar. Gerçeğe gözünü kapatmadıkça, bu da kötü bir şey değil aslında…

    80 yıllık cumhuriyet tarihi bize ne anlatıyor? Soru bence bu…

    Birinci Dünya Savaşı’nın yıkıntıları arasından doğan cumhuriyet, hiç şüphesiz modernistti, batıcıydı, kendi sınırları içinde belki devrimciydi ama demokrat değildi. Devrin koşulları içinde bu ne kadar mümkündü (?) sorusu, “tarihin analiz” kısmına ait… Bir de geleceğe yürümek için “tarihin eleştirisi” diye bir şey var.

    Yeni bir uluslaşma yaratılırken, monotip toplum mühendisliği biçiminde kendini kurumlaştırdı cumhuriyet. “Tek ulus tek Pazar” esprisi içinde bu coğrafyanın kimliklerine, inanç sistemlerine, toplumsal dinamiklere devlet sopasıyla bir gömlek giydirmeye çalıştı. Tez zamanda dogmaya dönüşen Kemalizm, bu coğrafyanın kendi gerçeğini çok da hesaba katmadan ‘halka rağmen’ bir devlet-toplum tasavvuruna giriştiği gün eskimişti aslında…

    80 yıllık tarih boyunca hep bu demokrasi gibi demokrasi olamamanın sancılarını yaşadık. Kürtler için ne isyan bitti ne kırım.  Aleviler laisizm şemsiyesi altında suskunlaştı. İslamcı kesimler bir yandan sağ partiler içinde kendine güç ararken dini devletin hizmetine koşan garip bir laiklik anlayışının nefesini her an üzerlerinde hissettiler. Komünistlerin payına hep işkence, hapis, sürgün düştü.

    Geçen 90 yılda ne ülke huzura erdi ne acı bitti. Cumhuriyet tarihi, devletle toplum arasındaki mücadeleler tarihidir bir bakıma.

    Küresel bunalımların uç verdiği sosyal mücadeleler dönemlerinde, sistem ne zaman zora düşse, asker düdüğüyle ‘demokrasicilik oyunu’na ara verildi. Sil baştan, olduk her defasında…

    Bugün demokrasiyle kucaklaşamayan cumhuriyet anakronik kaldı. Şimdi yeni bir menzile erdik. Bundan böyle hiçbir şey, eskisi gibi olmayacak bu ülkede…

    Bu menzilde siyasi tarihin belki de en şanslı partisi AKP ve cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eline altın bir fırsat daha geçti. Şu başarısız darbe girişiminin uyarılarını görüp, cumhuriyet tarihinden dersler çıkartarak 2010 öncesi çizgiye dönmek de var; “ustalık dönemi”nin otoriter çizgisini sürdürüp kendinle birlikte ülkeyi de kaosun kara deliğini savurmak da…

    AKP’nin 2010 öncesi çizgisine dönmesi aslında onun da siyasi geleceğini garantiye alacak.

    Çözüm sürecine dönmesi, katılımcı bir sürecin ardından demokratik bir anayasaya yol alması hem Türkiye’ye hem de AKP’ye yeni bir devrin kapılarını açabilir elbette.  Tabii bu niyet, ufuk, vizyon meselesi…

    Sanırım, bu tercihte biraz da bölgesel ve uluslararası konjonktür etkili olacak.

    Aslında darbeye karşı Meclis’teki dört partinin ortak deklarasyonu iyi bir kalkış noktası olabilirdi. Ancak ardından gelen OHAL uygulamaları, Erdoğan’ın CHP, MHP ve AKP genel başkanlarını saraya davet ederken HDP’yi ayırt etmesi hayra alamet değil.

    Herkesin şapkayı önüne koyup düşünme saatlerindeyiz.  Ama herkesin…


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları