• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Yurtdışındaki ‘Evet’çilerin Sirkeci Garı’ndan başlayan hikâyesi

    31 Ekim 1961`de Bonn’da imzalanan Almanya-Türkiye arasında işgücü anlaşması yapıldı. İlk olarak 2 bin 500 Türkiyelinin göç ettiği Almanya`da bugün Türkiyeli nüfusu 3 milyon 700 bini geçmiş durumda.

    1962’de Sirkeci’den hareket eden işçi treni Münih’e geldi.

    Misafir işçiler (Göçmenler) çoğaldıkça, artık istasyonlarda toplanan ‘kara kafalıların’ sayıları da giderek azaldı. Ne var ki, bu yeni gelişme beraberinde yeni problemleri de getirdi ve bu sorunların giderilmesi konusunda ne Alman ne de Türk devletinin bir hazırlığı yoktu. Almanya’nın da Türkiye’nin de bu antlaşmadaki hesapları, ekonomik çıkarlar sağlamaktan öteye geçmedi. Dil bilmeyen ve dil kursu verilmeyen misafir işçiler hemen işe başladı. Almanya misafir işçilere ülkedeki en ağır ve en pis işleri verirken, en düşük ücretle çalıştırarak işgücü açığını giderdi. Türkiye de Avrupa‘ya gönderdiği işçileri sadece birer döviz kaynağı olarak gördü.

    Eşlerin ve çocukların gelmesiyle ‘misafir işçi’nin hayatında köklü değişiklikler meydana geldi. Artık fabrika, istasyon ve baraka arasında devam eden hayatın akışı farklı bir boyut kazandı. İstasyonda zaman geçirmeler ve işçi yurtlarında kalmanın (heim) yerini ev ve aile alırken, iş hayatının dışında insanları dışarda bir araya getiren Türk kahvehaneleri ve/ya camiler, bir takım dernek lokalleri açılmaya başlandı.

    Almanya 1973’te dışardan işçi alımını durdurdu. Ancak aile birleşimiyle gelenler vardı. Aile birleşimi sosyal yaşamı değiştirdi. Bahnhof’larda (istasyonlarda) ellerinde tespihler, kafalarındaki kasketlerle zaman geçirenler ve alış veriş merkezlerinde gezenler azaldı.

    Almanya`daki Türk varlığı arttıkça, bu göçmenlerin memleketlerinde kalan yakınlarına gönderdikleri paralar, aldıkları arsa ve mülkler, yaptıkları yatırımlar Türkiye ekonomisi için yeni bir soluk yarattı.

    1983’te çıkarılan ve 1985’e kadar yürürlükte kalan “Geri Dönüşü Teşvik Yasası” ile söz konusu dönemde 374 bin Türkiyeli göçmen Türkiye’ye geri döndü.  Almanya‘dan geri dönenler 10 bin 500 mark, ayrıca çocuk başına bin 500 mark yardım aldı.

    12 Eylül 1980 darbesi sonucu yurtdışına kaçmak zorunda kalan devrimci ve aydınlar, Almanya’ya gelmeyi tercih etti. Siyasilerin gelmesiyle göçmenler arasında yeni bir dönem başladı. Almanya’da siyasal aktiviteler daha bir ivme kazandı. Türkiye’den gelen ‘siyasi mülteciler’, işçiler arasında sosyopolitik hayatın daha bir uyanmasına ve canlanmasına vesile oldu. Ekonomik nedenlerle gelen Türkü, Lazı, Kürdü, dincisi, milliyetçisi, devrimciyim diyeni iltica başvurusunda bulundular.

    12 Eylül’de anayasaya zorunlu din derslerinin girişinden bu yana yurtdışında yaşanan tartışmaların ardında dincilik ve milliyetçilik hep var olageldi. Devlet destekli ümmetçilerin cami açma çalışmaları hızla çoğaltıldı. Camilerde farklı düşüncelere ve inançlara hoşgörüsüzlerdi. Yaşadıkları ülkenin insanlarına “kâfir” ve “gâvur”  diyorlardı.

    Almanya’da kabul edilen entegrasyon konseptine karşı, yoğun dinci ve milliyetçi duygular depreştirildi.  Cami çevresi “asimilasyona uğratılıyoruz, gavurlar bizi dinimizden ve kültürümüzden edecekler“ diye propaganda yapılır oldu.  Entegrasyon politikalarına karşı Türk göçmenlerin arzuları doğrultusunda dinci ve milliyetçi kavramlar yaygınlaştırıldı.

    12 Eylül 1980 darbesinden sonra yurtdışında görevlendirilen din adamlarının maaşlarını Suudi Rabıtaat-Al İslamiye adlı örgüt tarafından ödendiğini, Türkiye Uğur Mumcu’nun araştırmalarından öğrendi.

    Almanya‘nın sağcı iktidarı çifte vatandaşlığın yasal statüsüne uymadıkları için 30 bin Türkiyeli göçmeni cezalandırdı. Yasaya uymayanların pasaportları ellerinden alındı. 2000 yılından önce Alman vatandaşlığına geçtikten sonra Türk vatandaşlığına geçenlerin Alman vatandaşlığı iptal edildi.

    Almanya’da en büyük göçmen grubunu oluşturan Türkler, uzun süre uyum tartışmalarının odağında yer aldı, almaya da devam ediyor.

    Başka bir deyişle farklı bir coğrafyada niçin bulunduğunu ve/ya gördüğü farklılığı ya da kendine öğretilen değişik davranış biçimlerini sorgulayamadığından, yabancı bir topluluğun arasında vatan kültürüne ve ümmetçi geleneğe sarıldı. Göçmen işçi bilinci olmadığı için kendisini geliştirme konusunda karşılaştığı zorlukları aşamadı. Avrupa’da uzun yıllar yaşamasına rağmen, yaşadığı ülkenin dilini geliştiremediğinden fabrikada ve oturduğu yerdeki komşusu ile uyum sağlayamadı. Halklar arasında kaynaşmayı geliştiremedi. Dolayısıyla Getto yaşam alanlarında cami, dernek ve iş arasında gidip gelmeye devam ediyorlar.


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları