• Döviz Kurları
    Puan Durumu
      Z

    Ölümsüz filmini hatırlıyor musunuz? Namı diğer ‘Z’… Bu film bize bir cuntanın nasıl yenildiğini anlatır. Filmde isim yoktur, ülke yoktur; anlatılmaz sadece hissettirilir. Böyle filmleri izlemeyi ve filme konu olan olayları irdelemeyi seviyorum şahsen.

    Costa-Gavras tarafından 1969 yılında Vassilis Vassilikos’un yazdığı aynı adlı bir romandan beyazperdeye uyarlanan siyasi içerikli bir Fransız filmi. Yunanistan’da 1963 yılında solcu milletvekili Gregoris Lambrakis’in öldürülmesi sonrasında gerçekleşen olaylar anlatılsa da filmde hiçbir şekilde ülke ismi ve isimler açıkça yazılmıyor.

    Bizim kuşağın ayırdına ancak 1974 yıllarında vardığı film, 1967 ve 1974 yılları arasında geçen cunta dönemini anlatmakta olan bir askeri dönem eleştirisi… Bu film yıllarca Yunanistan ve ülkemizde yıllarca sansür nedeniyle yasaklansa da filmi, 1990 yılında izlediğimde nasıl etkilenmişsem şimdi bir kez daha izlediğimde birkaç saat kendime gelemediğimi söylemeliyim.

    Film, solcu milletvekilinin öldürülmesinin ardından konuyu araştıran -ki sonradan Yunanistan Cumhurbaşkanı olacaktır- savcı Christos Sartzetakis’in kaza diye nitelendirilen ölümün ardından olayları araştırıp derine indikçe gerçeği nasıl bulduğunu anlatılır.

    Film başladığında şöyle bir cümle irkilmenize yol açacaktır eminim… “”Gerçek olaylarla, sağ ya da ölü olsun gerçek kişilerle olan benzerlikler tesadüfi değildir. Her şey kasıtlıdır.”

    Filmin başında emniyet müdürünün solcuları ve topluma zararlı kişileri asalak yerine koyup, onları kımıl zararlısı gibi yok etmek gerektiği hakkındaki konuşmasıyla başlar.

    Muhalif milletvekili Gregoris Lambrakis siyasi konuşmasından hemen sonra sokakta polisin gözü önünde kafasına odunla vurularak darp edilir.  Hastaneye kaldırılsa da kurtarılamaz.

    Hükümet emrinde çalışan savcı olayla ilgili olarak görevlendirilir. Polis ve askeri yetkililer, savcıyı olayın bir kaza olduğu yönünde yönlendirmeye çalışarak, dosyaya ‘kaza sonucu ölüm’ yazarak kapatmasını isterler.

    Ancak savcı, yönlendirmelerden etkilenmez ve olayı derinlemesine araştırmaya karar verir. Soruşturmasını derinleştirdikçe de, olayın bir kaza değil, örgütlü bir cinayet olduğunun ayırdına varır. Polis örgütünün ve ordunun içinden üst düzey görevlilerin, sağcı çetelerle anlaşmaları sonucu milletvekili katledilmiştir. Savcı, resmi yetkililerle sağcı çetelerin nasıl görüşüp anlaştığını fotoğraflarla ve tanıklıklarla ortaya döker. Askeri yetkililer ve polis şefleri sanık olarak mahkemeye çağrılırlar.

    Olayın bu şekilde çözüleceği sanılırken -sizlerin de ihtimal vermeyeceği bir şekilde- hükümet emrini dinleyip olayı örtbas etmeyen savcı görevden alınır. Üstelik bütün tanıklar birbiri ardına  -tesadüfen!-kaza sonucu ölürler. Haberi gazeteye yazan gazeteci -size de tanıdık geldi mi?- ise resmi belgeleri yayınlamak suçundan hapse atılır.

    Bu olayların sonrasında ise Albaylar Cuntası uzun saçı, mini eteği, Sofokles’i, Sokrates’i, Tolstoy’u, Rus usulü kadeh kaldırmayı, grevi, ansiklopediyi, Beatles’ı,  Aristofanes’i, Ionesco’yu, Sartre’ı, Çehov’u, basın özgürlüğünü, sosyolojiyi, eşcinselliği, Beckett’i, Dostoyevski’yi, modern matematiği, modern sanatı ve Z harfini yasaklar.

    Z harfi eski Yunanca da ‘yaşıyor’ anlamında olup direnişin ölmediğini, devam ettiğini simgeler. Bir daha da cunta gidene dek duvarlardan silinmez. Zaten çok geçmeden de Albaylar Cuntası tarihin çöplüğünde yerini alır.

    Film de zaten “direniş ve direnenler yaşıyor”, “savcı yaşıyor” anlamında Z harfinin perdeyi boyan boya kaplamasıyla bittiğinde damarlarımdaki kanın delikanlılığa nasıl da heves ettiğinin bilincindeydim.

    Costa Gavras’ın en iyi yabancı film Oscar’ı aldığı bu filmi izlemenin tam sırasıdır, diye düşünüyorum. Bu filmin ardından yaptığı Kuşatma, Kayıp, Müzik Kutusu gibi filmleri izlemenizi ayrıca salık veriyorum.


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları