• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Zarif Zamanlar

     

    Artık 39 yaşındayım. İç organlarım bir muharebeden çekilir gibi teker teker dökülüyor. Duruma el koymak istiyorum. Ama kendimle bile mücadele edemiyorum. Hırslarımı günlerden bir gün bu yolun bir yerinde kaybettim. Seks yapmayalı uzun zaman oldu. Karım başkasıyla yapıyor olabilir. Bilmiyorum. Evden çok erken çıkıyor ve çok geç dönüyorum.  Kendimi Bornova trafiğine ait hissediyorum. Her günkü temaşanın ev sahiplerinden biriyim.  Az önce muz satan adamla göz göze geldik. Gözlerimi yumup başımla selam verdim. Aynı şekilde mukabele etti. Birbirimizi tanıdığımızın kanıtı. Birbirimize acıdığımızın da.

    Trafik akmıyor. Şaşırtıcı bir şey değil, ama insan yine de kızıyor. Direksiyonu bırakıp sırtımı geri yaslıyorum. Radyoya uzanıyor ve kanallar arasında geziniyorum. Bir tanesinde Metin Özülkü çıkıyor. Şansıma, en başında yakalıyorum. “Ölüm ol da düş peşime… Ecel ol da al başımı…” Bu saatler için fazla ağır sözler. Fark etmez. Benim hayatım komple ağır. Kanalı değiştiriyorum. Bir diğerinde Ercüment Vural çıkıyor. “Rüyalara daldım senin için… Seni aradım her yerde…” Gözlerimi kapayıp kendimi melodiye bırakıyorum. Yol açılırsa arkadan kornaya basarlar. Nasılsa buradayız. Nasılsa ileri gidemediğimiz gibi geçmişe de dönemiyoruz…

    Karımla ayrıldıktan sonra, uzun süren, sürekli ilişkiler yaşamıştım, ama eşim öldükten sonra, hiçbir kadını yanımda uzun süreli tutamadım. O günlerde birlikte olduğum kadınlar, yaşadığım ilçeden gelip geçen şehir tiyatroları gibiydi. Bu kadınlar en kısa sürede evime taşınır, sanki uzun süre yanımda kalacaklarmış gibi sahip oldukları her şeyi yanlarında getirirlerdi. Bilumum spor eşyalarıyla, takım flamalarıyla ve sıkıcı siyaset sohbetleriyle kendilerinin çekilmez biri olmadıklarını ifade etmeye çalışırlardı. En güzel yemekleri, en güzel mezeleri hazırladıklarını söylerlerdi. Haksız da değillerdi, en iyisini yapmaya çalıştıklarının farkındaydım. Sonra bir gün, hatta çoğu kez, çekilmez biri olduğumu söyleyip kavga ettikten sonra her şeylerini toplayıp yanımdan ayrılırlardı.

     

    Banu da bunlardan sadece biriydi. Minyon yüzü, kısa boyu, gülünce çıkan gamzeleriyle en çok iz bırakanlardan biriydi. Karımdan daha fazla iz bıraktığını söyleyemem, ama sonrasında gelen herkesten daha çok iz bıraktı. İnsanoğlunun en ağır meziyetlerinden biridir, çekilmez olana şekil verip, onu nizama sokmaya çalışmak. Hayatıma giren birçok kadın çekilmez olduğumu söylese de, benden daha çekilmez olduklarına inandığım ve gittiğinde boşluk hissettiğim kadınlar da oldu. Bir erkeği cezbetmesi için ne spor takımlarının flamalarına, ne sosyolojik altyapısı olmayan siyasi analizlere ne de güzel yemeklere ve mezelere ihtiyacı vardı. Duruşu, gülümsemesi başlı başına bir egzotiklik abidesiydi. Tahmin edeceğiniz gibi en güzel seksleri de onunla yaptık. En ihtiraslı sevişmeleri, en ateşli fantezileri onunla denedik. Bazen aklıma, bu kadın sadece yatak için yaratılmış diye gelirdi. Tanrıya ayıp olmasın diye yatak odasının tavanına gözlerimi dikip, üç saniye içinde özür dilediğim de olmuştu Tanrı’dan. Onun gidişi de diğerlerinden farklıydı. Diğerleri benim çekilmez olduğumu bas bas bağırıp, kapıyı çarparak giderken, bu kez ben onun çekilmez bir kadın olduğunu anlatıp evimden gitmesini istemiştim. Yanında spor eşyaları dâhil olmak üzere pek fazla eşyası olmadığından, hazırlanıp gitmesi sadece on-on beş dakika sürdü.

    Arkasından vakit kaybetmeden -ki daha önceden gözüm vardı- Nur öğretmenin gelişleri vardı. Bana taşınmayı her defasında reddedip, üç gün üst üste benimle kalmaktan sıkılmayan bir tipti. Saygı duyuyordum. Bana karşı bir direncinin, bir bilincinin ve bir sınırının olması hoşuma gidiyordu. Bu sınır, sadece bana karşı değildi. Çevresindeki birçok insana karşı da mesafeli davrandığını gözlemlemiştim. Asker kızı olmasının bunda büyük payı vardı.

    Büyük tabulara ve işleyen bir makine gibi sistemli hayat yaşamaya meraklı olan Bilge öğretmenin de benimle olması uzun sürmedi. Eskiden, çok eskiden, her ayrılığın ardından bir muharebeden çıkmış gibi hissederdim. Artık bu hissiyat yoktu. Çok rahattım, seri katil olmamam an meselesiydi. Böyle hissetmeye başlamıştım. Bu alışkanlıklar sinirimi bozmaya başlamıştı.

    Hayatı kısmanın, zamanın zariflerine inanmanın böyle kıvrak anları vardı…


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları